Nurefsan
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.


Nurefsan
 
AnasayfaLatest imagesKayıt OlGiriş yap
FORUMUMUZA HOŞGELDİNİZ EĞER BU İLK ZİYARETİNİZ İSE DAHA İYİ YARARLANABİLMEK İÇİN FORUMUMUZA ÜYE OLUNUZ...
YENİ ÜYELERİMİZ BİZLERE KENDİLERİNİ TANITABİLİR İSTEKLERİNİ VE GÖRÜŞLERİNİ PAYLAŞABİLİR...

 

 hz. MUHAMMED(S.A.V.)

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
belzebuth
Süper Moderatör
Süper Moderatör
belzebuth


Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 246
Puan : 582
Rep : 7
Kayıt tarihi : 13/09/09

hz. MUHAMMED(S.A.V.) Empty
MesajKonu: hz. MUHAMMED(S.A.V.)   hz. MUHAMMED(S.A.V.) Puce-p11Ptsi Eyl. 28, 2009 8:25 pm

HZ IBRAHIM VE SONRASI

Yaratilis kitabi (Tekvin) bize Ibrahim'in çocugu olmadigini, çocuk sahibi olmaktan
ümit kestigini ve Allah'in çadirindaki Ibrahim'e söyle seslendigini söyler:
"Simdi göklere bak ve sayabilirsen gökteki yildizlari say." Ibrahim gözlerini
yildizlara çevirdi ve söyle bir ses duydu: "Senin soyun da ayni sekilde
çogalacak."

Hanimi Sare 76, Ibrahim ise 85 yasinda idi; hanimi Ibrahim'e Hacer adinda Misir'li bir
cariyeyi ikinci hanim olmak için verdi. Fakat hanimla cariyesi arasinda geçimsizlik
ortaya çikti. Hacer, Sare'nin kizginligindan kaçti ve üzüntü içinde Allah'a
yalvardi. Allah ona melekle bir mesaj gönderdi: "Senin soyunu o kadar çogaltacagim
ki, onu saymak mümkün olamyacak." Melek ona sunlari söyledi: "Iste, bir
çocugun olacak, bir erkek çocugu dünyaya getireceksin ve adini Ismail koyacaksin;
çünkü Allah senin kederini isitti." Sonra Hacer, Ibrahim ve Sare'nin yanina
döndü ve onlara melegin söylediklerini haber verdi; çocuk dogdugunda, Ibrahim ona
"Tanri isitir" anlamindaki Ismail adini koydu.

Çocuk 13 yasina geldiginde, Ibrahim 100, Sare 90 yasindaydi; Allah tekrar Ibrahim'e
seslendi ve Sare'nin bir erkek çocugu dünyaya getirecegini, adini Ishak koymasini
söyledi. Büyük oglunun Allah katinda degerinin düseceginden korkan Ibrahim Allah'a
yalvardi: "Ismail senin katinda yasamaya devam etsin." Allah ona söyle cevap
verdi: "Ismail'le ilgili söylediklerini duydum? Üzülme, selamim onun üzerine
olsun...Ben onu büyük bir millet yapacagim. Fakat benim ahdim (sözüm), Sare'nin
gelecek yil bu vakitte dünyaya getirecegi Ishak ile yerine gelecek."

Sare, Ishak'i dünyaya getirdi ve onu kendisi emzirdi. Ishak sütten kesildiginde,
Ibrahim'e artik Hacer ve Ismail'in kendi evlerinde kalmasina gerek kalmadigini söyledi.
Ibrahim, Ismail'i çok sevdigi için buna üzüldü. Fakat Allah tekrar Ibrahim'e seslendi
ve Sare'nin teklifine uymasini ve üzülmemesini söyledi; ve Ismail'in korunanlardan
olacagini tekrarladi.

Ibrahim bir degil iki büyük milletin atasi olacakti -iki büyük millet, yani
hidayete erdirilmis iki büyük güç, yeryüzünde Allah'in emirlerini yerine getirecek
olan iki büyük araç- çünkü Allah din disi (profan) olan bir seyi rahmet olarak
vadetmez ve Allah katinda ruh yüceliginden baska büyüklük yoktur.

Iki manevi irmak, iki din, Allah için iki dünya, iki merkez nokta. Bir yer, asla
orasini insanlar seçtigi için degil, fakat göklerde seçildigi için mukaddes olur.
Ibrahim'in sahasi dahilinde iki mukaddes merkez vardi; bunlardan biri yaninda, öteki
belki de daha henüz bilmedigi bir yerdi: Arabistan'da bir vadi. Hacer ile Ismail vadiye
varip da susuzluktan kavrulmaya basladiklarinda, Hacer oglunun ölmesinden korktu.
Atalarinin geleneklerine göre, Ismail yattigi yerden Tanri'ya yalvardi ve annesi biraz
ötedeki tasin üstüne çikip, yardim gelip gelmedigini arastirdi. Kimseyi göremeyince
karsidaki yüksek tepeye kadar kostu, fakat yine kimseyi göremedi. Yari çilgin bir halde
iki nokta arasindan yedi kez geçti, yedincisinde dinlenmek için kayanin üstüne
oturdugu sirada melek geldi. Allah, Ismail'in topugunun oldugu yerden bir su kaynagi
fiskirtti ve bu su daha sonra "zemzem" adini aldi.

Ismail ve Hacer gittikleri yere ulastiklarinda, Ibrahim'in daha yetmisbes yillik ömrü
vardi ve oglunu o kutsal yerde ziyaret etti. Hacc Suresi 26. ayette Allah'in Ibrahim'e,
Ismail'le birlikte zemzem kuyusunun yanina insa edecekleri mabedin yerini gösterdigini
söyler; nasil yapacaklarini da. Bu mabede, sekil olarak "küp"e benzedigi için
Kabe adi verilir; dört kösesi, pusulanin dört yönüne göredir. Mabedin yapimi
bittiginde Allah tekrar Ibrahim'e seslendi ve ona Bekke'ye, veya daha sonra adlandirildigi
gibi Mekke'ye hac gelenegini kurmasini emretti.

Daha sonra Ibrahim söyle dua etti: "Rabbimiz gerçekten ben, çocukalrimdan bir
kismini Beyt-i Haram (kutlu ve korunmus ev'in)yaninda ekini olmayan bir vadiye
yerlestirdim; Rabbimiz dosdogru namazi kilsinlar diye (öyle yaptim), böylelikle Sen,
insanlarin bir kisminin kalblerini onlara ilgi duyar kil ve onlari birtakim ürünlerden
riziklandir. Umulur ki sükrederler."

BIR BÜYÜK KAYIP

Ibrahim'in duasi kabul oldu. Kabe'ye akin akin ziyaretçi gelmeye basladi. Ishak'in
soyundan gelenler de, Kabe'yi Ibrahim tarafindan yapilan kutsal bir tapinak olarak ziyaret
ediyorlardi. Fakat yüzyillar geçtikçe tek-tanri'ya olan ibadetin safligi bozulmaya ve
kirlenmeye basladi. Ismail'in soyundan gelenler, Mekke vadisine sigmayacak kadar
çogaldilar; uzaklara göç edenler bu kutsal tapinaktan taslar alip, Kabe adina ona saygi
gösterdiler. Daha sonralari komsu putperest topluluklarin etkisiyle bu taslara putlar da
eklendi; ve sonunda hacilar bu putlari Mekke'ye tasimaya basladilar. Bu putlar Kabe'nin
çevresine yerlestirildi, iste o zaman yahudiler Ibrahim'in tapinagini ziyaret etmemeye
basladilar.

BIR OGUL KURBAN ETMEYE IÇILEN AND

Abdulmuttalip, cömertligi ve akilliligi ile Kureys'ten saygi görüyordu. Yakisikli,
zengin bir adamdi. Bütün bunlarin üstüne Zemzem'in tekrar insa edilmesine vesile olan
seçilmis kisi olmasi da ekleniyordu. Fakat daha önce bir ogul sahibi olmanin eksikligini
hiç bu kadar hissetmemisti. Sadece bir tek erkek çocuga sahipti. Allah'a bunun için
daha çok dua etmeye basladi. Duasina, eger O, on evlat verirse ve hepsi de büyüyüp
bülug çagina gelirse, onlardan birini Kabe'de kurban edecegini de ekledi.

Duasi kabul olmustu. Yillar sonra dokuz oglu daha olmustu. Ogullari büyüdügünde
içmis oldugu and aklina gelmeye basladi. Fakat kurban etmek için hangi oglunu
seçecegini bilemiyordu. En sonunda Kabe'de kura sonucu ok en çok sevdigi oglu Abdullah'a
çikti. Abdullah'in annesi olan Fatima diger hanimlarina nazaran Mekke'deki en güçlü
kabilelerden biri olan Mahzum Kabilesi'ndendi, yani Kureysli'ydi. Abdullah'in kurban
edilmesine izin vermediler. Bunun üzerine Abdulmuttalip Yesrib'de yasayan akilli bir
kadinin yanina gitmeye karar verdi. Kadini uzun bir yolculuktan sonra Hayber'de buldular.
Kadina olayi anlattiklarinda, onlara ruhla konusmasi gerektigini ve ertesi gün
gelmelerini söyledi. Abdulmuttalip Allah'a dua etti, ertesi gün kadin sunlari söyledi:
"Memleketinize dönün ve kurban edeceginiz adami bir tarafa, on deveyi bir tarafa
koyun ve aralarinda kura çekin. Ok adamin alehine çikarsa on deve daha koyun ve tekrar
kura çekin. Fal develere çikincaya kadar develeri arttirin. Develeri kurban edip adami
saliverin" dedi.

Mekke'ye döndüler ve kadinin dediklerini yaptilar. Develerin sayisi yüzü buluncaya
dek ok Abdullah'in aleyhine çikti. En sonunda Abdullah kurtuldu ve develer kurban edildi.

HZ. PEYGAMBERIN DOGUMU

Putlari kabul etmenin ve onlarin etkili olduguna inanmanin tek delili ve mesruiyeti
gelenekti: Babalari, babalarinin babalari ve daha büyük atalari hep öyle yapmisti.
Bununla birlikte Allah, Abdullah için büyük bir gerçeklik ifade ediyordu.

Ibrahim'in dinini tam anlamiyla sürdüren bir kaç kisi vardi ve daima olmustu. Onlar
putlara ibadetin geleneksel olmaktan çok, sonradan ortaya çikmis bir tehlike (bid'at)
oldugu kanaatindeydiler. Hubel'in Israilogullarinin altin buzagisindan pek farkli
olmadigini görebilmek için tarihe bir göz atmak yeterliydi. Kendilerine Hanifler adini
veren bu sahislarin putlarla hiç ilgisi yoktu ve putlari Mekke'yi pisleten ve alçaltan
varliklar olarak görüyorlardi. Taviz vermekten uzak oluslari ve çogu seye karsi
çikislari onlari Mekke toplumunun disinda kalmaya zorluyordu. Onlara karsi takinilan
tavir, hosgörü, saygi veya kötü davranma, bir bakima kisiliklerini, bir bakima da
kendilerini korumaya hazir olan kabileler tarafindan belirleniyordu.

FIL YILI

Abdulmuttalip dört tane Hanif taniyordu ve onlarin en saygini olan Varaka hristiyan
olmustu. O bölgedeki hristiyanlar arasinda bir peygamberin gelisinin yakin oldugu fikri
yaygindi. Bu inancin bu kadar yayilmasinin sebebi ise dogudaki kiliselerden bazilarinin bu
inanci desteklemesi ve astrologlarla kahinlein de bu inanci paylasmasiydi. Yahudilere
gelince, onlar da son gelen peygamberin Isa oldugunu bildikleri için yeni bir peygamberin
gelecegi konusunda hemfikirdiler. Yahudi alimleri onlara peygamberin çok yakinda
gelecegini, onun gelecegine delalet eden birçok isaretin görüldügünü ve muhakkak
onun seçilmis kavim olan yahudilerden çikacagini söylüyorlardi. Varaka'nin da
içlerinde bulundugu bir grup hristiyan ise bu konuda süphedeydiler; onlara göre
peygamberin Arap olmamasi için hiç bir sebep yoktu. Araplarin, yahudilerden daha çok
peygambere ihtiyaçlari vardi, çünkü en azindan yahudiler tek Tanri'ya tapma bakimindan
Ibrahim'in dinini takip ediyor ve putlara tapmiyorlardi. Araplarin bu yalanci tanrilara
tapmalarini ise sadece bir peygamber önleyebilirdi. Kabe'nin içinde ve çevresinde
toplam 360 put vardi; bunun yanisira Mekke'de her evde, evin merkezini olusturan bir put
bulunurdu. Bu uygulamalar sadece Mekke'ye özgü degildi, tüm Arabistan'a yayilmisti.

Develer kurban edilir edilmez, Abdulmuttalip kurtulan oglunu evlendirmeye karar verdi.
Biraz arastirdiktan sonra, Vehb'in kizi Amine'yi uygun bir es olarak seçtiler.
Abdulmuttalip, Amine'yi ogluna, kizkardesi Hale'yi de kendine istedi.

Abdulmuttalip o sirada yetmis yaslarindaydi, fakat yasina göre her bakimdan hala genç
görünüyordu. Abdullah güzellikte zamanin Yusuf'u gibiydi ve o da yirmibes yasindaydi.
Dügün yerine giderken yolda Varaka'nin kardesi Kuteyle'nin yanindan geçmislerdi ki
"Ey Abdullah" diye bir ses duydular. Abdullah yüzünü Kuteyle'ye çevirdi,
kadin ona nereye gittigini sordu. Abdullah "Babamla gidiyorum" diye cevap verdi.
Kuteyle: "Beni simdi burada al ve benimle evlen, sana yerine kurban edilen develer
kadar deve verecegim." dedi. Abdullah ise "Babamla beraberim, onun isteklerinin
disina çikamam ve onu birakamam" diye cevap verdi.

Dügünden bir kaç gün sonra Abdullah yine Varaka'nin kardesi Kuteyle'ye rastladi.
Kadinin gözleri yüzünü öyle arastirir bakislarla tariyordu ki, konusmasini bekler bir
sekilde yaninda durdu. Kadin bir sey söylemeyince, bir gün önce söylediklerini neden
tekrarlamadigini sordugunda Kuteyle'den su cevabi aldi: "Dün yüzünde varolan isik
bugün yok. Bugün benim senden istediklerimi bana veremezsin."

Evlenmelerin meydana geldigi yil MS 569 idi. Bunu takip eden yil Fil Yili olarak
bilinir ve birden fazla sebeple önem tasir.

RAHIP BAHIRA

Abdulmuttalib'in mallari hayatinin son döneminde oldukça azalmisti, ölümünden
sonra ogullarina sadece çok küçük bir miras biakmisti. Ogullarindan bazilari,
özellikle Ebu Leheb olarak taninan Abdu'l Uzza, kendiliklerinden zengin olmuslardi. Fakat
Ebu Talib fakirdi. Bu nedenle yegeni kendisini, yasamini kazanmak için elinden geleni
yapmaya zorunlu hissediyordu. Yasamini keçi ve koyunlara çobanlik ederek kazaniyordu ve
gün geçtikçe Mekke'nin üstündeki tepelerde veya ötesindeki ovalarda yalniz
geçirdigi günler artiyordu. Buna ragmen amcasi onu bazen beraberinde yolculuga
götürüyordu. Bunlardan birinde, Muhammed (S.A.V.) dokuz, bir görüse göre de oniki
yasindayken bir ticaret kervaniyla Suriye'ye kadar gitti. Busra'da, Mekke kervaninin her
zamanki konak yerlerinden birinde, içinde nesilden nesile bir hristiyan rahibin yasadigi
bir hücre vardi. Biri öldügünde, digeri onun yerini aliyor ve eski el yazmalarini da
içeren manastirdaki bütün esyaya varis oluyordu. Bu el yamalarindan birinde Araplara
bir peygamber gelecegi kayitliydi. Manastirda yasayan Rahip Bahira bu kitaplarin hepsinden
haberdardi. Bu konuyla ilgilenmesinin asil sebebi ise Varaka gibi onun da peygamberin
kendi yasam süresi içinde gelecegine inanmasiydi.

Bahira, Mekke kervaninin manastirdan pek uzak olmayan konak yerinde konakladigini bir
çok defa görmüstü. Fakat bu sefer daha önce hiç karsilasmadigi bir seyle karsilasti
ve dona kaldi: alçak ve küçük bir bulut onlarin üstünde yavas yavas ilerliyor ve
sürekli yolculardan bir veya ikisi ile günesin arasinda yer aliyordu. Büyük bir
ilgiyle onlarin yaklasmasini izledi. Birden ilgisi saskinliga dönüstü. Çünkü
konakladiklari anda bulut hareket etmeyi durdurdu ve altinda gölgelendikleri agacin
üstünde sabit olarak kaldi. Agaç ise dallarini asagiya indirerek onlarin iki kat
gölgede olmalarni sagliyordu. Bahira böyle bir mucizenin öneml oldugunu biliyordu.
Sadece yüce bir sahsiyetin varligi bu olayi açiklayabilirdi ve aniden beklenen peygamber
aklina geldi.

Manastira kisa bir süre önce büyük miktarda yiyecek gelmisti, elindekilerin hepsini
birlestirerek kervana söyle bir haber gönderdi: "Ey Kureysliler! Sizin için
yiyecekler hazirladim ve buraya gelmenizi istiyorum. Yasli-genç, köle-hür hepinizi
davet ediyorum."

Bunun üzerine hepsi manastira geldiler, fakat Bahira'nin tembihlerine ragmen Muhammed
(S.A.V.)'i develerin ve yüklerin yaninda gözcü olarak biraktilar. Bahira oradakiler
içinde kitapta tarif edilene benzer bir yüz göremeyince eksikligi farketti. "Ey
Kureysliler! Geride kimse kalmadigindan emin misiniz?" diye sordu. "Baska kimse
kalmadi" dediler, "sadece en küçügümüz olan bir erkek çocuk kaldiç"
Bahira "Ona öyle davranmayin, onu da çagirin; bizimle beraber yemekte
bulunsun" dedi. Sonra çocugu yemege çagirdilar.

Çocugun yüzüne bir kez bakmak Bahira için bu mucizeleri açiklamaya yetti. Yemek
boyunca onu dikkatle incelediginde yüz ve vücut özelliklerinin kendi kitabinda
anlatilanlara ne denli yakin oldugunu gözledi. Yemekten sonra rahip bu genç misafirin
yanina gitti ve ona yasam sekli, uykulari ve genel konulardaki tavirlariyla ilgili bazi
seyler sordu. Çocuk ona bu konularda ayrintili cevaplar verdi; çünkü adam
saygidegerdi, sorular ise saygili ve hürmetkarca soruluyordu. Hatta rahip sirtina bakmak
istediginde, gömlegini siyirmakta tereddüt etmedi. Bahira zaten kesinlikle onun
peygamber oldugu kanaatindeydi. Bir de sirtindaki iki kürek kemigi arasinda, kitabinda
anlatilan yerde peygamberlik mührünü görünce tüm süpheleri silindi. Bahira Ebu
Talib'e döndü ve "Bu çocukla akrabalik dereceniz nedir?" diye sordu. Ebu
Talib "Oglumdur" dedi. Rahip, "Oglunuz degil, bu çocugun babasi sag
olamaz" dedi. Ebu Talib "Kardesimin ogludur" dedi. "Peki babasina ne
oldu?" dedi rahip. Öteki "Daha annesi ona hamileyken öldü" dedi.
"Iste bu dogru" dedi Bahira, "Kardesinin oglunu ülkene geri götür ve onu
yahudilerden koru. Çünkü benim bildigimi onlar da bilirler ve görürlerse ona
kötülük yaparlar. Kardesinin oglunun geleceginde büyük seyler gizli."

EVLILIK TEKLIFLERI

Mekke'deki zengin tüccarlardan birisi bir kadindi -Esed kabilesinden Huveylid'in kizi
Hatice. Ayni zamanda hristiyan olan Varaka'nin ve kardesi Kuteyle'nin de kuzeni idi. O
zamana dek iki kez evlenmisti ve ikinci kocasinin ölümünden beri kendi adina ticaret
yapacak bir adam görevlendirmeyi adet edinmisti. Bunlardan biri de artik Mekke'de el-Emin
(güvenilir), serefli olarak taninan Muhammed (S.A.V.)'di. Bu söhreti isekendisine emanet
edilen ticaret kervanlarinin sahiplerinden yayiliyordu. Hatice, O'nu bir kölesini de
yanina vererek ticaret kervaninin basina getirdi. Gidip dönene kadar yanindaki köle bir
çok mucizelere sahit olmustu. Bunlari Hatice'ye anlatti, Hatice de Kuzeni Varaka'ya.
Varaka "Eger bu dogruysa, Hatice, Muhammed (S.A.V.) kavmimize gönderilen
peygamberdir. Uzun süreden beri bir peygamberin gelecegini biliyordum ve iste
geldi."

Hz. Hatice, Hz. Muhammed (S.A.V.)'e evlilik teklifi götürdü. Hz. Muhammed (S.A.V.)
maddi imkansizligini ileri sürerek "Ben böyle bir evliligi nasil yapabilirim?"
dedi. Araci Nuseyfe "Orasini bana birak!" deyince Hz. Muhammed (S.A.V.) "O
halde benden tarafi tamam" dedi. Gereken her sey yapildi ve aralarinda Hz. Muhammed
(S.A.V.)'nin yirmi disi deve vermesi kararini aldilar.

ÇOCUKLARI VE HZ. ZEYID

Damat amcasinin evinden ayrildi ve gelinle birlikte yasamak üzere onun evine yerlesti.
Hatice kocasina bir es oldugu kadar, onun en yakin arkdasi ve ideallerini ve isteklerini
paylasan bir dostu idi. Acilar ve kayiplar olsa da evlilikleri çok mutlu geçiyordu. Hz.
Hatice, Hz. Muhammed (S.A.V.)'e alti çocuk dogurdu, iki erkek ve dört kiz. En büyük
çocuklari Kasim adinda bir oglan çocuguydu. Bundan sonra O'na Ebu'l Kasim (Kasim'in
babasi) denmeye baslandi. Fakat çocuk iki yasini doldurmadan vefat etti. Ikinci
çocuklari Zeyneb adinda bir kizdi, onu üç kiz çocugu daha takip etti: Rukiyye, Ümmü
Gülsüm ve Fatima. Son çocuklari ise yine çok az bir süre yasayan bir erkek
çocuguydu. Evlendigi gün Muhammed (S.A.V.) babasindan miras kalan sadik cariyesi
Bereke'yi azat etti. Hatice ise O'na kölesi Zeyd'i hediye etti. Zeyd iyi bir ailedendi,
fakat yillar önce kaçirilarak köle olarak satilmisti. Muhammed (S.A.V.)'in kölesi
olduktan aylar sonra bir gün daha önce yakalayamadigi bir firsati, ailesine haber
gönderme imkanini yakalamisti: Mekke sokaklarinda kendi kabilesinden adamlara rastladi.
Eger onlari bir önceki yil görmüs olsaydi, duygulari çok farkli olurdu. Böyle bir
karsilasmayi uzun süredir arzuluyordu, fakat simdi saskinliga düsmüstü. Rahatinin iyi
oldugunu ve geri dönmek istemedigini anlatmak üzere birkaç misra yazip gönderdi.
Ailesi haberi aldiginda hemen yola çiktilar ve Hz. Muhammed (S.A.V.)'e Zeyd'i kendilerine
satmasini teklif ettiler. Hz. Muhammed (S.A.V.) "Birakin kendisi seçsin, eger sizi
seçerse hiçbir ücret istemeden onu size veririm; eger beni seçerse, ben; beni seçen
birinin üstünde karar verici degilim."dedi. Zeyd'e soruldugunda sunlari söyledi:
"Senin üstüne baska adam seçecek degilim. Sen bana annem ve babam gibisin."
Ailesi hayret etti.

Hz. Muhammed (S.A.V.) daha sonraki konusmalari kisa keserek onlari Kabe'ye davet etti.
Hicr'de ayakta durarak yüksek sesle sunlari söyledi: "Ey burada bulunanlar, sahid
olun ki, Zeyd benim oglumdur, ben onun, o da benim varisimdir." O günden sonra Zeyd,
Zeyd Ibn Muhammed diye anilmaya basladi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
belzebuth
Süper Moderatör
Süper Moderatör
belzebuth


Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 246
Puan : 582
Rep : 7
Kayıt tarihi : 13/09/09

hz. MUHAMMED(S.A.V.) Empty
MesajKonu: Geri: hz. MUHAMMED(S.A.V.)   hz. MUHAMMED(S.A.V.) Puce-p11Ptsi Eyl. 28, 2009 8:25 pm

KABE'NIN YENIDEN INSASI

Hz. Muhammed (S.A.V.) 35 yasinda iken Kureys'liler Ka-be'nin tekrar insasina karar
verdiler. Kabe yikildiktan sonra Hacerü'l Esved'in bulundugu kösede Süryanice bir yazi
buldurlar ve onu bir yahudiye okuttular. "Ben Allah'im ve Bekke (Mekke)'nin Rabbiyim.
Mekke'yi ve gökleri ben yarattim, Ay'a ve Günes'e sekil verdigimi ve Günes'in etrafina
dokunulmaz olan yedi melegi yerlestirdigim gün yarattim. O (Mekke), insanlara süt ve su
ile yardim eden iki tepe varoldukça varolmaya devam edecektir." yazmakta idi. Bir
parca yazida Ibrahim makaminda Kabe'nin kapisi yaninda Hz. Ibrahim'in ayak izini tasiyan
kayanin altinda bulundu. "Mekke, Allah'in kutsal evidir. Onun sürekliligi üç
yönden gelir. O'nun yakinindaki insanlar onu ilk kirletenler olmasin."

Ka-be'nin yapilmasinda bütün kabileler çalisti ve yeniden yapildi. Sira Hacerü'l
Esved tasinin yerine konulmasina geldiginde yerlestirme serefine tüm kabileler nail olmak
istemekte idiler. Aralarinda anlasamiyarak ihtilafa düstüler. Bu tartisma bir kaç gün
sürdü ve yasli bir adam söyle bir öneri getirdi: "Mescid'e ilk giren hakem
olsun." Tam busirada Hz. Muhammed kapidan içeri girdi. Hepsi Muhammed Emin'dir
karari kabulumuzdür dediler. Durumu kendisine anlattilar. Hz Muhammed bana bir kumas
getirin dedi. Kumasi yere serdi. Hacerü'l Esvedi kendi elleriyle kumasin üzerine
yerlestirdi. Her kabilenin reisi bezin ucundan tutsun. dedi. Tas yükselincede onu yerine
kendi elleriyle yerlestirdi. Böylece insaatin kalan kismina devam edildi ve sorun
çözüldü.

ILK VAHIY VE PEYGAMBERLIK

Hz. Muhammed'e bazi haller olmaya basladi. Bunlarin nasil oldugu soruldugunda
"uykuda iken gelen sabahin aydinligi gibi gerçek görüntüler" oldugu
söylerdi. Hira dagindaki bir magaraya inzivaya çekilmeye basladi. Sehirden ayrilip
magaraya yaklastiginda "Ey Allah'in Rasülü, sana selam olsun." seslerini
duyardi. Geriye dönüp bakinca agaçlar ve taslardan baska hiç bir sey göremezdi.
Ramazan ayinda kirk yasinda iken insan seklinde bir melek geldi ve O'na "OKU"
dedi. O, "ben okuma bilmem" deyince, Melek onu eline aldi ve dayanabilecegi son
nokyata kadar sIktI. Sonra tekrar "OKU" dedi. "Ben okuma bilmem!".
Üçüncü kez ayni olay tekrarladindi. ve biraktiginda söyle dedi:

Insana bilmedigini ögretti. (A'lak Suresi 1-5) Bunlar Kur'an-i Kerimin ilk gelen
ayetleridir.

O bu sözleri melegin arkasindan tekrarladi ve melek onu birakip gitti. (Bu melek vahiy
meledigi Cebrail A.S.'di) Sonra Peygamberimiz Hira magarasindan evine döndü. Olaylari Hz
Hatice validemize anlatti. Hz. Hatice O'na "-Senin peygamber olacagini umuyordum. Ne
mutlu sana. Müjdeler olsun sana!" dedi. Hz Hatice hemen amcasinin oglu Varaka Bin
Nevfel'e olanlari anlatti. Varaka'nin cevabi: "-Bu gördügün Allah-i Tealanin
Musa'ya indirdigi Namus-u Ekber'dir. (Cebrail'dir) Ah keske senin davet günlerinde genç
olsaydim. Kavmin seni çikaracagi günlerde hayatta bulunsaydim." dedi ve
Rasulullahin mübarek baslarindan öptü.

Ilk vahiyden sonra vahiy belli bir süre kesintiye ugradi. Bu sessizlik döneminden
sonra onu temin edici bir vahiy geldi. (Duha Suresi 1-11)

ILK EMIR NAMAZ

Hz Muhammed (S.A.V) en yakin ve sevgili buldugu kisilere Melek ve Vahiy hakkinda
gördüklerini anlatmaya basladi.Bir gün Cebrail ona geldi ve topuguyla çimenlige vurdu.
Oradan hemen su fiskirmaya basladi.Namazdan önce nasil temizlenecegini peygambere
gösterdi ve abdest aldi. Peygamber onu taklit ettive namazi nasil kilacagini, kiyam,
rüku, sücud ve tesehhüd mikteri oturmanin nasil yapilacagini ögretti ve namaz
vakitlerini ögretti. Peygamber evine dönünce ögrendiklerini Hatice'ye de ögretti ve
birlikte namaz kildilar.

Din artik abdest ve namaz esalari üzerine kurulmustu.Hatice'den sonra bu esalari ilk
uygulayanlar Ali, Zeyd, Ebu Bekir idi.

AILENI UYARIP KORKUT

Henüz Islam'a açik bir çagri yapilmamisti, fakat gün geçtikçe mü'minler grubuna
kadin-erkek bir çok genç katiliyordu. Peygamberin kuzenleri de dahil bir çok akrabasi
yeni dine girmelerine ragmen amcalarindan hiçbiri onun pesinden gelmeye yatkin
görünmüyordu. Ebu Talib, Hamza ve Abbas Peygamberi kisisel olarak sevdikleri halde, Ebu
Leheb açikça yegeninin sapik oldugunu söylüyordu.

"(Öncelikle) en yakin hisimlarini(asiretini) uyarip korkut."(Suara
:214)
ayetinden sonra Peygamber(sav),Ali!yi çagirip Abdulmuttalib ogullarini bir
araya toplamasini, onlara yemek verecegini söyledi. Hasim Kabilesi gelince 1 koyun budu
ve bir masrapa süt bütün kabileyi doyurmaya yetti.

KUREYS KARSI ÇIKIYOR

Islâm'in ilk günlerinde, müslümanlar sik sik Mekke'nin disina gider ve topluca
namaz kilarlardi. Bir gün birkaç putperest,onlar namaz kilarken alay edince Zühre
Kabilesinden Sa'd kafirlerden birini yaraladi. Bu Islam' da ilk kan dökülmesi oldu.
Fakat Peygamber Efendimize sik sik gelen vahiylerde sabrin tavsiye edilmesini dikkate
alarak o günden sonra siddetten kaçinmaya karar verdiler. "Onlarin
demelerine karsi sen sabret ve onlardan güzel kopma(düsünce ve eylem bakimindan köklü
bir tutum )ile kopup ayril"
ve "Sen simdi o küfretmekte
olanlara mühlet ver, kendilerine az bir süre tani"(Müzemmil:10-11)


Kureys'ten bir grup Ebu Talib'e gelip yegenini engellemesini, yoksa savas
çikaracaklarini söylediler. O da yegenine haber göndererek kendini korumasini istedi.
Kureysin korkusu o sene hacca gelecek olanlarin Muhammed (sav) ve taraftarlarinin putlari
horgördügünü farkedip, bir daha Mekke'ye gelmemeleri ve bunun sonucu olarak da hem
ticaret hem de Mescit koruyucularinin seref ve haysiyetinin kötü duruma sokulacak
olmasiydi

Kureys bu durumu önlemek için çesitli yöntemler aradi.Mekke'ye gelen Arap'lara,
Muhammed' in (sav) araplari temsil etmedigi anlatilmaliydi. Bunun yanisira baska seyler
söylemek gerekliydi.Önce mecnun (deli) veya sair demeyi düsündüler, fakat daha sonra
büyücü demek konusunda hemfikir oldular. Çünkü biliyorlardi ki Muhammed insan
kazanmak konusunda çok basariliydi.

Planlarini titiz bir sekilde uygulamalarina ragmen, nasibi olanlarin Islam'a girmesine
engel olamadilar. Mekke'ye gelen hacilar,kendilerine düsmanlarindan farkli bir hikaye
anlatan Peygamber (sav) taraftarlariyla karsilastilar ve her biri yaratilisinin geregi
olarak iman etti.Arabistan'in her yerinde, özellikle de Yesrib'de yaygin olarak yeni
dinden bahsedilmeye baslandi.

EVS VE HAZREÇ

Evs ve Hazreç kabileleri kendileriyle birlikte Yesrib'de yasayan bazi yahudi
kabileleriyle müttefiktiler. Fakat çogunlukla aralari kötü idi.Çünkü tek tanrici
yahudiler, Allah'in seçilmis kullari olarak, çok tanrili Arap'lara güçlerinden dolayi
saygi duymalarina ragmen kisaknçlik besliyorlardi. Yahudi alimleri ve
kahinler,peygamberin nereye gelecegini soranlara Yemen tarafini isaret ederlerdi.
Yesribliler Mekke'de bir peygamber gelecegini duyunca dikkat kesildiler, çünkü zaten
akide olarak tek tanrici akideye asina idiler. Yahudiler, onlarla iyi geçindikleri
zamanlarda, Tanri'nin biriligini ve insanin esas amacinin ne oldugunu anlatirlar ve bu
konuyu birlikte tartisirlardi.

Yahudiler peygamber gelecegine inaniyor; fakat "Allah nasil olur da seçilmis
olmayan bir milletten birini peygamber olarak gönderir."diye inanmiyorlardi.Bunun
yaniisra Hazreçliler, simdi bir peygamber oldugunu iddia eden ve daha önce çocukken
annesiyle, sonralari da Suriye'ye giderken birçok kez ugramis Yesrib'e ugramisolan bu
adamla aralarinda güçlü kan bagi oldugunun farkindaydilar.Hacilar ve Mekke'yi ziyaret
edenlerin getirdigi haberlerle desteklenen tüm bu faktörler, vadi halkinin üzerinde
etkisini göstermeye basladi.

Evs ve Hazreç Kabileleri arasinda; -2 kisi arasindaki bir çatismadan dolayi- savas
baslamisti ve bu baslica sorun haline gelmisti.Bu nedenle Evs'in ileri gelenleri,
Mekke'ye,Kureyslilerden Hazreç'e karsi yardim istemek üzere bir delege göndermeye karar
verdiler. Delegeler,Kureys'ten cevap beklerken Peygamber(sav) yanlarina geldi; o da
görevinden ve teblig etmekle yükümlü oldugu dinden bahsetti,Kur'an'dan bir bölüm
okudu.Muaz oglu Ilyas ona inandi.Bu nedenle o,Islam'a giren ilk Yesrib'li sayilabilir.

EBUCEHIL VE HAMZA

Mekke'deki Mü'minlerin sayindaki artis,beraberinde kafirlerin düsmanligini da
arttirdi. Islam'in en kötü düsmanlarindan biri, ailesi ve arkadaslari arasinda Ebu'l
Hakem diye anilan,mü'minlerinse adini Ebu Cehil(cehaletin babasi ) koyduklari Mahzum
kabilesinden Amr idi. O zaman Mahzumilerin basinda bulunan Velid'in de yegeni oluyordu ve
onun yerine geçeceginden emindi. Peygamberi kötülemek için çalisanlarin en usanmazi
ve onu büyücü diye adlandiranlarin en bagirgani idi. Çaresiz Mü'minlere karsi
acimasizlikta çok asiri idi ve diger kabileleri de buna tesvik ediyordu.

Bir gün Peygamberimizi (sav) Mescid'in disindaki Safa kapisi yakininda otururken
gördü. Karsisina geçerek agzina gelen bütün küfürleri söyledi. Peygamber(sav) ona
sadece bakti, hiçbirsey söylemedi. Ebu Cehil Kureyslilerin yanina döndü. O sirada
avdan dönen Hamza karsidan gözüktü. Onun yaklastigini görünce, Safa kapisina yakin
olan evinden bir kadin çikti ve onu durdurdu. Peygambere bagli olan bu kadin, Ebu
Cehil'in Peygambere(sav) küfürlerini duymus ve sinirlenmisti. Hamza'ya; Ebu Cehil'in
yegenine küfür ve hakaret ettigini, onun da karsiliginda hiçbirsey söylemedigini
anlatti. Kabe' yi isaret ederek Ebu Cehil'in orada oldugunu belirtti.Hamza yumusak huylu
bir insandi,bununla birlikte Kureys'in en cesuru idi,kizdirildiginda ise en sert adami
olurdu. Su anda güçlü yapisi kizginliktan sarsiliyordu. Kabe'ye giren Hamza, Ebu
Cehil'in yanina giderek yayi tüm gücüyle arkasina indirdi. "Ben de onun
dinindenim, onun iddia ettiklerinin hepsini onayliyorum. Eger karsi çikmaya gücün varsa
bana karsi çik." Ebu Cehil kendisine yardim etmek isteyenleri durdurarak söyle
dedi: "Birakin, Ebu Umare istedigini yapsin, çünkü Tanri'ya andolsun ki onun
yegenine çirkince küfrettim."

KUREYS'IN ISTEKLERI VE TEKLIFLERI

Hamza'nin müslüman olusundan sonra Kureys artik Peygamber'e, Hamza'nin koruyacagini
düsünerek, direkt saldirilarda bulunamiyorlardi. Bunun için Muhammed (s.a.v.)'e teklif
götürmeye karar verdiler. O'na "Sen, bildigin gibi kabilenin soylularindansin
ve senin soyun sana serefli bir konum sagliyor. Fakat sen halkina ciddi ve tehlikeli bir
mesele getirdin, bununla onlarin toplulugunu birbirinden ayiriyor, onlarin yasam tarzinin
saçma oldugunu söylüyor, dinlerini ve tanrilarini küçümsüyorsun ve onlarin
atalarina kafir diyorsun. Eger istedigin zenginlikse, mallarimizi birlestirir seni
aramizda en zengin kimse yapariz.. Eger istedigin serefse, seni liderimiz yapariz ve senin
sözünden hiç çikmayiz. Ve eger kral olmak istiyorsan seni kral yeperiz. Eger sana
musallat olan cinden ve hastaliktan kurtulamiyorsan sana bir hekim buluruz ve iyilesene
dek senin için tüm servetimizi harcariz. Peygamber (s.a.v.), ayetlerle etkileyici bir
cevap verdikten sonra okumasini su sözlerle bitirdi:

"Gece, gündüz, günes ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz günese de, aya da secde
etmeyin. Allah'a secde edin ki, bunlari kendisi yaratmistir. Eger O'na ibadet
edecekseniz."

Onlarin tek cevabi daha önce kaldiklari yerden devam etmeleriydi. Eger onlarin
tekliflerini kabul etmiyorsa, Allah'in elçisi olduguni ispatlayacak birseyler
göstermeliydi, o zaman mesele hallolurdu. "Rabbinden çevremizdeki daglari
kaldirmasini, topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizdeki daglari kaldirmasini, topragi
dümdüz yapmasini ve ülkemizden Suriye ve Irak gibi nehirler akitmasini iste... Veya
bizin için bunlari istemeyeceksen kendin için bir seyler iste. Allah'tan senin
sözlerini dogrulayip bizimkileri yalanlayacak bir melek indirmesini iste... ki senin
Allah katinda ne kadar degerli olduguni görelim." Peygamber onlara su cevabi verdi:
"Ben Allah'tan böyle seyler isteyecek degilim, çünkü O beni uyarmam ve
müjdelemem için gönderdi." Onu dinlemeyi reddederek söyle dediler: " O zaman
gökyüzünü parça parça üzerimize indir." Bunu su ayete karsi söylüyorlardi:
"Eger biz dilersek onlari yerin dibine geçirir, ya da gökten üzerlerine parçalar
düsürürüz." "Karar verecek olan Allah'tir, dilerse yapar" diye cevap
verdi Peygamber (s.a.v.).

KUREYS'IN ILERI GELENLERI

Peygambere tabi olanlar sürekli artiyordu. Fakat bunlarin hemen hepsi ya köle ya
azatli ya da Mekke disindaki Kureyslilerden olusuyordu. Abdurrahman, Hamza ve Erkam
istisna hepsi zayif idiler, bunlar da liderlik vasfindan uzaktilar. Bu nedenle Peygamber
(sav), içinde amcasi Ebu Talib'in de bulundugu Kureys liderlerinden hiç olmazsa
birkaçini kazanmak istiyordu. Eger Ebu Cehil'in amcasi Velid'in destegini kazanirsa,
davetini daha kolay yapabilecekti. Bir Gün Peygamber (sav) Velid'le sohbete dalmisken,
Islam'a henüz girmis kör bir adam yanlarindan geçti; Peygamberin (sav) sesini duyunca
kendisine Kur'an'dan bir parça okumasini rica etti. O da biraz sabirli olmasini istedi.
Adam israr edince Peygamber (sav) hiddetlendi ve ondan yüzünü çevirdi. Sohbeti yarim
kalmisti. Fakat bunun bir kaybi yoktu, çünkü Velid mesaja tamamen kapaliydi.

O anda vahiy geldi."Surat asti ve yüz çevirdi;kendisine o kör geldi
diye."


Kisa süre sonra Velid "Ben Kureys'in en üstünü oldugum halde bana gelmiyor da
Muhammed'e mi vahiy geliyor?" diyerek kendini begenmisligini ortaya koyuyordu. Ebu
Cehil de ondan geri kalmiyordu: "Biz, Abdu Menaf ogullari ile aramizda seref
konusunda yaris ederiz.Simdi onlar ' Bizim adamlarimizdan biri Peygamber'dir. Ona gökten
vahiy geliyor.' diyorlar. Biz onun bir esini ne zaman elde edecegiz.Tanri'ya andolsun ki
biz ona inanmayacagiz." diyordu.

Digerleri de Ebu Cehil kadar olmasa da ayni seyi düsünüyorlardi.Hepsi de degisik
derecelerde vahyin diline ve üslûbuna duyarliydilar.Fakat anlamina gelince babalarinin
hiçbirsey kazanmadigini ve onlarin tüm çabalarinin bosa gittigini vurgulayan âyetlere
gönüllerini kapatmislardi: "Bu dünya hayati, yalnizca bir oyun ve (eglence
türünden) 'tutkulu bir oyalanmadir.'Gerçekte ahiret yurdu ise, asil hayt odur.Bir
bilselerdi."(Ankebut:34).


KORKU VE ÜMIT

Elbette gençlerin ve zayiflarin hepsi ilahi daveti hemen kabul etmemisti; fakat hiç
olmazsa küçük yasamlarini bir klarnetin notalari gibi bölen davet ve vaazlarin önem
ve siddetine karsi kulaklarini tikamalarina neden olacak kendini begenmislikleri
yoktu.Osman'in çölde duydugu:"Ey uykudakiler, uyanin" sesi vahyin
kendisiydi.ve daveti kabul edenler uykudan uyanmislardi.

Kafirlerin tutumu su sözlerle ifade edilebilir:"Bu dünya hayatimizdan
baskasi yoktur.Ve bizler diriltilecek de degiliz."(en'am:29)
Bu sözlere
ilahi cevap da suydu:"Biz gögü, yeri ve ikisi ikisi arasindakileri oyun
olsun diye yaratmadik."(Enbiya:16;Duhan:38) "Bizim bos bir amaç ugruna
yarattigimizi ve sizin gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceginizi mi
sanmistiniz?"(Mü'minûn:115)
Bu ayetlerse henüz küfrün yerlesmedigi
kimselerde etkisini gösteriyorduve bunda emirleri getiren elçinin etkisi çok
büyüktü.

"Süphesiz:'Bizim Rabbimiz Allah'tir.'deyip dosdogru bir istikamet
tutturanlar (yok mu) onlarin üzerlerine melekler iner (ve der ki):'Korkmayin ve hüzne
kapilmayin,size vadolunan cennetle sevinin.Biz dünya hayatinda da ahirette de sizin
velileriniziz..Orda nefislerinizin arzuladigi hersey sizindir ve istemekte oldugunuz
hersey de sizindir.Çok bagislayan, çok esirgeyen (Allah)'tan bir agirlanma
olarak"(Fussilet:30-32)


Benzer bir ayet:
"Bu mu daha hayirli, yoksa takva sahiplerine vadedilen cennet mi? Ki onlar
için bir mükafat ve son duraktir.Içinde ebedi kalicilar olarak, orada her istedikleri
onlarindir, bu rabbinin üzerinde istenen bir va'didir."(Furkan:15-16)


Gerçek Mü'minler "Bizimle Karsilasmayi umanlar"diye tanimlanmistir.Oysa
kâfirler:"Bizimle karsilasmayi ummayanlar,dünya hayatina razi olanlar ve
bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden habersiz(gafil) olanlar."
dir.
Mü'min'in tutumu, her konuda kafirinkinin aksi olmalidir. Hakk'a uyanik olmak sadece
ümitlerin bu dünyadan Ahirete çevrilmesi degil, Dünyada her tarafa serpilmis olan
ayetlerden ders almasidir:

"Gökte burçlari kilan, onlariniçinde bir aydinlik ve nurlu bir ay
vareden (Allah) ne yücedir.O gece ile gündüzü birbiri ardinca kilandir;ögüt alip
düsünmek ya da sükretmek isteyenler için."(Furkan:61-62)


Kureys liderleri küstahça peygamberlerden bu ayetleri (isaret ve mucizeleri)
göstermesini istediler.Gökten onu destekleyen bir melegin gelmesini veya onun göge
yükselmesini istiyorlardi. Ve bir gün dolunayin aydinlattigi bir gecede, bir grup kâfir
gelerek, eger gerçekten Allah'in Resûlü ise Ay'i ikiye bölmesini istediler. Mü'min ve
kararsizlari da içeren büyük topluluk, Ay'i ikiye ayrilmis görünce büyük bir
saskinlik yasadilar. Peygamber(sav) "Iste sahit olun." dedi. Bu mucizeyi asil
isteyenler inkar ettiler ve bunun büyü oldugunu söylediler. Diger taraftan inananlar
sevindi, kararsizlarin bazilari iman etti, bazilari da imana yaklasti.

"Kendileri bakmiyorlar mi o deveye, nasil yaratildi? Göge nasil
yükseltildi? Daglara; nasil oturtulup-kuruldu? Yere; nasil yayilip
dösendi?"(Gasiye:17-20)


Inananlardan beklenen korku ve ümidin her ikisi de Allah'a götüren davranislardir.
Allah'a sükrün belirtisi olarak söylenen "Hamd alemlerin Rabbi olan
Allah'adir."
sözü ayni zamanda korku da tasir. "Rahman ve
Rahim olan Allah'in adiyla"
sözü insani ümitle ayni yöne yöneltir. Bu,
en belirgin sekilde Fatiha sûresinde yer almistir : "Hamd, alemlerin Rabbi,
Rahman, Rahim ve din gününün maliki olan Allah'adir.Biz yalnizca sana ibadet eder ve
yalnizca Senden yardim dileriz.Bizi dosdogru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin
yoluna, gazaba ugrayanlarin ve sapiklarinkine degil..."
Kur'an'in son
sürelerinden Ihlas suresi de Islam ögretisinin en güzel ve tam ifadesini yazan bir
sûredir.

"De ki: O Allah birdir. Allah Samed'dir. O dogurmamis ve dogrulmamistir.Ve
hiç birsey O'nun dengi degildir."(Ihlas Sûresi)


ES-SAA (KIYAMET)

Kafirlerin siki sik öne sürdügü seylerden biri de, eger Allah gerçekten vahiy
gönderdiyse bir melek göndermeliydi fikri idi. Buna karsi Kur'an'in cevabi suydu:
"Eger yeryüzünde (insan degil de) tatmin bulmus yürüyen melekler olsaydi,
biz de onlara göklerden elçi olarak elbette melek gönderirdik."(Isra:95)


Cebrail'in zaman zaman yeryüzüne inmesi onu Kur'anî anlamda elçi yapmiyordu. Elçi
olabilmek için, mesaj getirilen insanlar arasinda yeryüzüne yerlesmek gerekliydi.
Kur'an söyle diyordu:
"Bize kavusmayi ummayanlar dediler ki: 'Bize meleklerin indirilmesi ya da
Rabbimizi bir görmemiz gerekmez miydi? 'Andolsun onlar kendi nefislerinde büyüklüge
kapildilar ve büyük bir azginlikla bas kaldirdilar. Melekleri görecekleri gün, suçlu
günahkârlara bir müjde yoktur. Ve ogün (melekler onlara) derler ki:'(Size sevinçli
haber) yasaktir,yasak.' "(Furkan:21-22)


Bu yasaklama, onlarin dünya ile ahiret arasina bir perde çekilmesi için
yalvarmalarina, ama kibir içinde yalvarmalarina karsiliktir. Sema ile direkt baglantiya
geçildiginde ve dünya yerle bir olup zaman ve mekan anlamsizlastiginda ebedi son gelmis
olacaktir. "Insanlarin, her yana dagilmis 'pervaneler gibi olacaklari gün ve
daglarin da etrafa saçilmis' renkli yünler gibi olacaklari gün" ve
çocuklarin saçlarini agartan gün.", "Gerçekten Rabb'inin katinda bir gün,
sizin saymakta olduklarinizdan bin yil gibidir."

Kiyameti beklemek, muhakemeyi beklemektir. Kur'an, dogruyu yanlistan ayiran bir vahiy
kitabidir. Çünkü vahiy ezeli ebedi olanin fani iolanda görünmesidir.ve bu nihai
muhakemeye öncülük eder. Bu muhakeme sonucunda Cennet'le Cehennem açikça
görülür. Iyilik ve kötülügün izleri artik ortaya çikmistir. Peygamberin(sav) dogru
yola çagirmasi kendisine karsi koyanlarin sapikligini tespit ettigi gibi, kendisine tabi
olanlari da mükemmellik derecesine ulastirir.

Bu konuda birçok ayet indirilmistir:
"Andolsun, biz bu Kur'an'da çesitli açiklamalar yaptik, ögüt alisverisi
düsünsünler diye.Oysa bu, onlarin daha da uzklasmalarindan baskasini
getirmiyor."(Isra:41)

"Biz onlari korkutmayiz.Fakat (bu) onlarda büyük bir azginliktan baska
birsey artirmiyor."(Isra:60)


ÜÇ SORU

Kureysliler toplandikleri her seferde, kendilerince en büyük problem telakki
ettikleri konu hakkinda mutlaka konusurlardi.Bu defa da Yesrib'deki Yahudi Alimlerine
danismaya karar verdiler."Onlara Muhammed'den bahsedin , onu tarif edin ve
söylediklerini iletin ;Çünkü onlar ilk kutsal kitaba inaniyorlar ve mutlaka
peygamberler hakkinda bilgileri vardir, bizim se hiçbir bilgimiz yok" dediler.Yahudi
alimleri su cevabi verdi"Ona bizim söyleyecegimiz 3 soru sorun.Eger bunlara cevap
verebilirse, o Allah'in peygamberidir, fakat cevap veremezse yalanci ve sahtekârdir
.Ona eski günlerde ülkesini terk eden genç adamlari, onlara ne oldugunu ve ilginç
hayat hikayelerini sorun. Yeryüzünün ötesine, dogusuna ve batisina ulasan uzak
yollarin yolcusundan haber vermesini isteyin.Bir de Ruh'u, onun ne oldugunu sorun.Eger
size bunlari söylerse ona uyun, çünkü o bir peygamberdir."

Elçiler gelince Kureys liderleri bu 3 soruyu sordu. Peygamber(sav) de "Yarin size
bunlarin cevabini verecegim." dedi, fakat "Insaalah" demeyi unuttu. Ertesi
gün Kureysliler cevap için geldiginde onlari geri gönderdi. O günden itibaren onbes
gün boyunca hiçbir vahiy gelmedi.Cebrail de hiç yanina ugramadi. Mekkeliler onunla alay
ettiler, o ise bu sözler için bekledigi yardimi alamadigi için üzülüyordu. En
sonunda Cebrail, onu teselli eden ve 3 soruya da cevap veren vahyi getirdi. Bu uzun
bekleyisin sebebi su ayetlerle açiklaniyordu: "Hiç bir sey hakkinda 'Ben bunu yarin
mutlaka yapacagim.' deme.Ancak: 'Allah dilerse'(yapacagim de)."

Vahyin bu gecikisi peygamberi üzmesine ragmen mü'minlere güç kazandirmistir. Her ne
kadar kâfirler bu gecikmeden sonuç çikarmayi reddettilerse de, kafalarinda süphe olan
birçok Kureys'li için bu, vahyin Peygamber tarafindan uydurulmadigina, bilakis Allah'tan
geldigine delil idi. Eger Muhammed (sav) daha önceki vahiyleri uydurdu ise, bu alay
edilme ve üzüntüye ragmen bu kez vahyi geciktirmesi anlamsiz degil miydi?

Inananlar herzaman oldugu gibi vahyin kendisinden güç aliyorlardi. Kureysliler, eski
günlerde ülkesini terkeden gençlerin hikayesini sorduklarinda _bu hikâyeyi o zamana
kadar Mekke'de hiç kimse duymamisti_bu hikayenin o anki durumlariyla ilgili oldugunu,
inananlarin yüceligini ve inanmayanlarin kötülügünü anlattigini bilmiyorlardi.
Efes'li uyuyanlarin hikayesi söyle anlatilir : Milattan sonra III.yy.in ortalarinda halki
putperestlige sapmis olan bir grup genç Allah'a imani muhafaza ediyorlardi, halk da
onlari bu yüzden cezalandiriyordu. Bu eziyetlerden kaçmak için bir magazaya sigindilar
ve orada 300 yil kadar uyudular.

Yahudilerin o zamana dek bildiklerinden baska Kur'an-i Kerim'deki kissa hiçbir insanin
görmedigi ayrintilardan da bahseder.Örnegin, uyuyanlarin uyandiktan sonra yüzyillar
boyu uyuduklarini nasil farkettiklerini ve köpeklerin ön ayaklarini kapinin esigine
nasil uzatarak yattigini anlatir.

Ikinci soruya gelince, bu büyük yolcu Zü'l-Karneyn'dir. Vahiy onun doguya ve batiya
yaptigi yolculugu anlatir ve sorulandan fazlasina cevap vererek 3.yolculuktan bahseder.
Zü'l-Karneyn iki dagin arasinda yasayan bir topluluga rastlar ve o topluluk
Zü'l-Karneyn'e kendilerini Yecüc, Mecüc ve cinlerden koruyacak bir duvar yapmasi için
yalvarirlar.Allah da ona cinleri ve kötü ruhlari bir yere toplama gücü verir. O
belirli günde, bu kötü ruhlar yeryüzünde büyük karisikliklara sebep olacaklardir.
Onlarin ortaya çikisi, Kiyamet saatinden önce olacaktir ve vaktin yaklastigini gösteren
isaretlerden biri olacaktir.

Üçüncü soruya cevap olarak Vahiy, insanin aklî kapasitesinin ruhu kavarmaya
yetmeyecegini söyler: "Sana ruhtan sorarlar, de ki:'Ruh, Rabbimin emrindedir,
size ilimden yalnizca az birsey verilmistir.' "(Isra:85)


Yahudiler, Peygamberin(sav) sorulara verdigi cevaplari ilgiyle karsiladilar ve son
cümledeki "ilmden az verilmistir" ibaresinin yahudileri mi yoksa Araplari mi
kasdettigini sordular.Peygamber:"Her ikisini de" cevabini verince kendilerinin
her türlü konuda bilgi sahibi oldugunu söyleyerek karsi çiktilar.Çünkü onlar
,Kur'n'in da tasdik ettigi gibi herseyi ayri ayri açiklayan(En'am:154)
bir kitap olan Tevrat'i okuyorlardi.Peygamber onlara söyle dedi: "Sizin
bildikleriniz Allah'in ilmi yaninda çok azdir.Fakat yine de eger uygulasaniz
bildikleriniz size yeter."Bundan sonra su ayet nazil oldu:"Eger yeryüzündeki
agaçlarin tümü kalem ve deniz de -onun ardina yedi deniz eklenerek -(mürekkep) olsa,
yine de Allah'in kelimeleri yazmakla tükenmez."(Lokman:27)

Kureys liderleri yahudi alimlerini sözüne uymadilar,Yahudi alimleri de tüm sorulara
cevap vermesine ragmen onu kabul etmediler.Fakat bu cevaplar baskalarinin Islâm'i kabûl
etmesine neden oldu.Peygamberin taraftarlari arttikça düsmanlari yasam tarzlarinin
tehlikeye girdigini daha çok anliyor ve kabilelerindeki müslümanlara iskenceler
yapiyor, onlari dövüyor, aç ve susuz birakiyorlardi.

Iskence yapanlarin en acimasizi Ebû Cehîl'di Eger yeni dine giren kisinin kendisini
koruyacak güçte bir ailesi varsa ona iskence edemiyor fakat hakaret ediyirdu. Zayif
kimselere iskence ediyor, diger kabileleri de buna tesvik ediyordu.Kabilesindeki
Yasîr,Sümeyye ve ogulleri Ammar'a (ra) inkence edilmesine ve bunun sonucunda
Sümeyye'nin ölümüne o sebep oldu.Diger kabiledekiler onlar kadar dayanikli olamadilar.
Içlerinden gelmese de " Lat ve Uzza da Allah gibi sizin tanrilariniz degil mi? diye
soruldugunda "Evet" diyorlardi.Bu insanlar artik Islâm'i açikça
yasayamiyorlar, çogu gizli olarak bile yasayamiyordu. Peygamber(sav),kendisi iskenceden
kurtulabildigi halde, diger mü'minlerin sürekli iskence çektiklerini görünce onlara
söyle dedi:"Eger Habesistan'a giderseniz, orada hiç kimseye haksizlik adaletsizlik
yapmayan bir kral bulacaksiniz.Orada dine simsiki bagli bir yasam vardir.Allah size
çektiklerinizden bir kurtulus yolu gösterene dek orada kalan kalin."Bunun
üzerinebir grup mü'min Habesistan'a gitmek üzere yola koyuldu. Bu, Islâm'daki ilk
hicret idi.

MIRAÇ

Ebû Talib'in karisi Fatimâ müslüman olmustu, Ali ve Cafer'in kizkardesleri olan
Ümmü Hani (ra) de Islâm'a girmisti.Fakat kocasi Hubeyre, Allah'in birigine kapali idi.
Bununla beraber peygamber her geldiginde onu iyi karsilar, namaz vaktiyse evdeki
müslümanlar cemaatle namaz kilarlardi. Böyle günlerin birinde Peygamber (sav),
namazini kildiktan sonra Ümmü Hani 'nin teklifini kabul ederek geceyi onlarda geçirdi,
fakat uyuduktan kisa bir süre sonra kalkarak Mescid-i Haram'a gitti.Çünkü geceyi orada
geçirmeyi severdi. Oradayken uyku bastirdi ve uyudu: " Cebrail geldi ve beni
ayagiyla dürterek uyandirdi. Bundan sonra, beni kolumdan tutup kaldirdi, birlikte
Mescid'in kapisindan çiktik. Orada esekle katir arasi beyaz bir binek vardi. Iki yaninda
bacaklarini oynattigi yerde kanatlari vardi ve her adimi gözün görebilecegi uzakliga
variyordu."

Daha sonra Peygamber (sav), Burak adli binege Cebrail'le nasil bindigini, Cebrail'in
göge yükselirken binegin hizini, yönünü nasil ayarladigini, kuzeye, Yesrib ve
Hayber'in ötesine gidip Kudüs'e vardiklarini anlatti. Orada bir grup peygamberle -
Ibrahim, Musa, Isa ve digerleri - karsilastilar. Mescidde namaz kilarken bütün
peygamberler onun arkasinda namaz kildilar. Daha sonra önüne iki fiçi kondu. Biri süt,
biri sarap doluydu. Peygamber (sav) süt dolu fiçidan aldi ve sarap fiçisina hiç
dokunmadi. Cebrail söyle dedi:" Sen dogru yola yöneltildin, sen de halkini o yöne
yönelttin ve sarap sana yasaklandi."

Daha sonra bu dünyadan semaya yükseltildi. Kudüs topraginin ortasindaki bir tasin
üstünden Burak'a tekrar binerek yedi kat göge yükseldi. Her sema katinda
Peygamberlerden biriyle görüstü. Onlari dünyevi olarak degil, semavi olarak
görüyordu. Sonra Cennet ve Cehennemi gördü. Cennetteki bahçeleri söyle anlatir:
" Yay büyüklügündeki bir cennet parçasi, günesin dogup battigi tüm alandan
daha iyidir. Eger Cennet kadinlarindan biri yeryüzünün insanlarina görünse, gökle
yer arasindaki bütün alani isik ve güzel koku doldurur." Kendi manevi varligi
hakkinda söyle demistir: "Adem henüz su ile çamur arasi bir seyken ben
peygamberdim."

Göge yükselisinin zirvesi Sidret'ül Münteha idi.Bir tefsirde sunlar
geçer:"Sidr kökünün kökü Taht'tadir ve bu agaç peygamber olsun, Cebrail
olsun herkesin bilme noktasinin sinirini belirler. Onun ötesi Allah'tan baska herkese
gizlidir.
" Evrenin bu kisminda Cebrail (as) Muhammed (sav) 'e asil sekliyle,
yaratildigi gibi göründü. Daha sonra âyette geçtigi gibi: "Sidre'yi
örten örtmekte iken, göz kayip sasmadi ve (siniri) tasmadi. Andolsun, O, Rabbi'nin en
büyük âyetlerinden olanini gördü.."


Sidr Agacinda Peygamber ümmetine elli vakit namaz farz kilindi. Söyle
anlatir:"Dönüsümde Musa'nin - o size ne iyi bir dosttu! - yanindan geçerken
bana:'Sana kaç rekat namaz farz oldu? diye sordu.Ben elli vakit oldugunu söyleyince,
Hz.Musa: 'Namaz agir bir ibadettir. Rabbine söyle, ve bunu hafifletmesini iste.'dedi.
Bunun üzerin egeri döndüm.Allah on vakit indirdi ve geri gönderdi.Fakat Hz.Musa yine
çok buldu ve geri dönmemi söyledi. Her seferinde beni geri gönderiyordu.Sonunda bes
vakit namaz farz kilindi. Musa (as) yine ayni seyleri söylüyordu. Ben: ' Rabbime gittim
ve utanana dek azaltmasini istedim; artik geri dönemem.' dedim.Ihlas ile kilinacak her
namaz on kati sevap kazandirir."

Peygamber (sav) ve Cebrail (asv) , Kudüs'teki otasin yanina indikten sonra geldikleri
yoldan, güneyden gelen kervanlari görerek Mekke'ye döndüler. Kâ'be'ye vardiklarinda
hâlâ geceydi. Peygamber oradan Yine Ümmü Hani'nin evine gitti. Sabah olunca namaz
kildilar. Sonra Peygamber ona : " Sizinle aksam namazini kildim. Daha sonra Kudüs'e
gittim ve orada namaz kildim. Simdi de gördügün gibi namazi birilikte kildik."
dedi.Ümmü Hani ona: "Bunu baskalarina söyleme, çünkü onlar sana yalanci der ve
seninle alay ederler." O ise :"Allah'a yemin ederim ki söyleyecegim."
dedi.

Ertesi gün Peygamber bu olayi anlatinca müsrikler inanmadilar. "Ona deli demek
için delil bulduk." dediler. Çünkü hepsi Kudüs'e gidip gelmenin bir ay
sürecegini biliyorlardi. Sonra bir grup Hz.Ebu Bekir'e gittiler. "Simdi bakalim
arkadasin hakkinda ne düsüneceksin? O bize dün Kudüse gidip oarada namaz kildigini
söylüyor." dediler.Ebu Bekir: "Eger o söylediyse dogrudur. Bunda sasilacak ne
var." dedi. Ve onun yanina giderek herkesin içinde onu tasdik etti. Bazi kararsizlar
dönmek üzereydiler, Peygamber, Mekke'ye dönerken yolda gördügü kervanlari anlatiyor,
O kervanin kaç gün sonra ve ne sekilde gelebileceklerini söylüyordu. Kervanlar
Resulallah'in tarif ettigi sekilde gelince gerçekler ortaya çikmis oldu.

GÖÇLER

Peygamber (sav), Mekke'deki müslümanlari Yesrib (Medine)'e hicret etmeye tesvik
ediyordu. Ikinci Akabe Biatindan sonra Kureysli müslümanlar yavas yavas hicret etmeye
basladilar. Ebu Bekir ve Ali disinda tüm müslümanlar hicret edince, Ebu Bekir (ra),
Peygamber (sav)'den hicret etmek için izin istedi. Peygamber (sav) ona: "Acele etme,
belki Allah sana bir arkadas verir" dedi. Ebu Bekir (ra), Peygamber (sav)'i beklemesi
gerektigini anladi.

Kureysliler müslümanlari, göçten men etmek, için ellerinden geleni
yapiyorlardi.Gidecegini haber aldiklari mü'minleri iskence ile dinden döndürmeye
çalisiyorlardi.Bu sekilde Hisam ve Ayyas, yalan söylenerek yollarindan çevrildiler, ve
iskence ile Islam'dan döndüklerini açikladilar. Kisa zaman sonra bunun affedilmeyecek
bir suç oldugunu anladilar. Fakat bir süre sonra su ayet nazil oldu:"De
ki:Ey aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü tasiran kullari, Allah'in rahmetinden ümit
kesmeyin. Süphesiz Allah bütün günahlari bagislar. Çünkü O, bagislayandir,
esirgeyendir. Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip- dönün ve ona teslim
olun. Sonra size yardim da edilmez."(Zümer:53-54)


Hisam bu ayetleri okudu ve Ayyas'a gösterdi. Ikisi de Islam'a girdiler ve kaçmak
için bir firsat beklemeye basladilar.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
belzebuth
Süper Moderatör
Süper Moderatör
belzebuth


Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 246
Puan : 582
Rep : 7
Kayıt tarihi : 13/09/09

hz. MUHAMMED(S.A.V.) Empty
MesajKonu: Geri: hz. MUHAMMED(S.A.V.)   hz. MUHAMMED(S.A.V.) Puce-p11Ptsi Eyl. 28, 2009 8:26 pm

HICRET

Kureys bos durmuyordu.Sik sik toplanarak bu tehlikeden kurtulmak için planlar
yapiyorlardi. En son Ebu Cehil'in fikriyle her kabileden güçlü, güvenilir, silahli bir
genç seçilecek ve hep birlikte, ayni anda Muhammed (sav) 'e saldirip O'nu
öldüreceklerdi. Böylece Beni Hisam, bütün Kureys kabileleri ile ugrasamayacak, Kureys
de onlarin öne sürdügü diyeti ödeyecekti.

Peygamber (sav), Ebu Bekir'in yanina giderek, Yesrib' e hicret etmeleri için izin
çiktigini ve birlikte gideceklerini söyledi. Sonra da Hz.Ali'yi kendi yerine birakarak
Yasin suresini okumakta iken disari çikti. Kapi önünde bekleyen müsrikler, O'nu
göremediler, yanlarindan geçip gitti. Sabaha kadar beklediler, Peygamber (sav) yerine
Ali'yi gördüler ve O'ndan bir iz bulamayarak kabilelerine geri döndüler

Peygamber(sav) ile Ebu Bekir geride Ali'yi birakarak Medine'ye dogru yola
koyulmuslardi. Mekke'li müsrikler durumun sonradan farkina varabildiler ve iki güzel
insanin pesine köpekler gibi düstüler. En son bir magaranin yanina geldiklerinde
peslerindekiler iyice yaklasmisti. "Üçüncüleri Allah olan iki kisi"
magaranin içinde, adamlar magaranin disindaydi. Adamlarin hepsi de kararli bir sekilde
içeriye girmeye gerek olmadigini, çünkü orada kimsenin bulunamayacagini söylediler.
Daha sonra geldikleri yoldan geri döndüler.Peygamber ve Ebu Bekir, kalkip baktiklarinda
gördüler ki, magaranin önünde, sabah orada olmayan bir akasya agaci var ve tüm magara
agzini bir örümcek ag örerek kapatmisti.Yine girisin çukurunda bir güvercin
yuva yapmis ve yumurtasi üzerinde oturmaktaydi.

Amr onlari Yesrib'e kadar götürecek henüz müslüman olmamis, fakat sözüne
güvenilir bir rehber getirdi. Bu adam onlari Yesrib'e sadece gerçek bir çöl adaminin
bilebilecegi yollardan götürecekti.

Günlerce önce, Mekke'de Peygamber (sav)'nin kayboldugu ve onu bulana 100 deve ödül
verilecegi haberi vahaya ulasmisti. Kuba'lilar her sabah yanlarinda baskalarini da
götürerek yola çikiyor ve O'nu ariyorlardi. Gelis zamani gecikmisti. Nihayet o gün
geldi. O'nun geldigini ilk gören bir yahudi idi. Komsularindan nasil biri oldugunu
ögrenmis ve onu hemen tanimisti. Yahudi bagirarak onlarin geldigini söyledi. Bu çagriyi
duyan kadin ve erkekler evlerinden firladilar ve onu selamlamaya kostular. Iki gün sonra
Ali de onlara katilmisti. Karsilayanlar arasinda, Iranli bir ailenin genç yasta hristiyan
olmus oglu, Selman da bulunuyordu. O da bunca senedir Peygamber (sav) 'i beklemisti.

MEDINE YOLU

Peygamber, vahâya 27 Eylül MS 622, Pazartesi günü ulasti. Medine'lilerin Peygamber
(sav) Kuba'ya geldigi için sabirsizlandiklari haberi geldi. Bu yüzden Peygamber (sav)
Kuba'da üç gün kaldi. Ve ayrilmadan önce Islam'in ilk camisinin temeli atildi. Cuma
sabahi Kuba'dan ayrildi; o ve arkadaslari, onlari bekleyen Hazreç'li Beni Salim
kabilesiyle namaz kilmak için Ranuna ovasinda durdular. Bu, o zamandan itibaren yurdu
olacak olan ülkede ilk kilinan Cuma namaziydi. Namazdan sonra Peygamber (sav), Ebu Bekir
(ra) ve diger Kureysliler de develerine bindiler ve Medine'ye dogru yola çiktilar. Hz.
Peygamberi karsilamak için bütün halk yola dökülmüstü. O'nu O'na yakisir bir
sekilde coskuyla karsiladilar. Herkes O'nu evinde misafir edebilmek için birbiriyle
yarisiyordu:"Buraya buyur ey Allah'in Resulü, çünkü biz sizleri koruma gücüne
sahibiz." diyorlardi.

Peygamber (sav) se, devesinin çökecegi yerde kalacagini söyledi. Kesva isimli deve,
bos bir bahçeye çöktü. Peygamber orayi satin alarak, evlerini oraya yaptilar. Hz.
Peygamber de sahsen bu çalismaya katildilar. Ev yapilana kadar da, Ebu Eyyub (ra) 'in
evinde misafir oldu.

Peygamber (sav) yeni aldigi bahçeye, bir cami yapilmasini istedi ve cami yapimina
hemen baslandi. Bu arada Medine'li müslümanlara yardimcilar anlamina gelen Ensar,
Mekke'den gelen ve diger kabilelerden olan müslümanlara da Muhacir denilmeye baslandi. O
arada Medine'de yasayan yahudiler ve müslümanlar arasinda, esit statülere sahip
olacaklari bir anlasma imzalandi. Fakat yahudiler için bu anlasma yalnizca polititk bir
anlam tasiyordu, ve Peygamber(sav) olduguna inanmiyorlardi.

Evs ve Hazreç arasinda Islamiyet hizla yayilmaya devam ediyordu ve eskiden düsman
olan bu iki kabile birlesmislerdi. Bunu çekemeyen yahudiler, sesi güzel birini bularak,
onlarin savastiklari zamandan kalma siirlerini, Evs ve Hazreç kabilelerinin bir
arada bulundugu bir toplulukta okuttular.Evs'liler kendi siirlerini, Hazreçliler de
kendi siirlerini alkisladilar. Sonra birbirlerine hakaret ederek, "Silahlanin,
Silahlanin." demeye basladilar. Peygamber (sav), onlara hitaben:"Ey
müslümanlar! Allah, Allah! Cahiliye devrindeki gibi mi davranacaksiniz? Aranizda olmama,
Allahin sizi dogru yola ulastirip sereflendirmis olmasina ragmen hâlâ bunu mu
yapiyorsunuz?" dedi.Bunun üzerine aglayarak birbirleiryle kucaklastilar, Peygamber
(sav) ile birlikte Medine'ye gittiler.

Zamanla Islam'in tüm emirleri ortaya çikmisti. Namaz, oruç, zekat farz kilinmis,
helaller ve haramlar belirlenmisti. Fakat müslümanlarin namaza nasil çagrilacagi konusu
belli degildi. Sonra Abdullah Ibn Zeyd, bir rüya gördü ve bu rüyayi Peygamber (sav) 'e
anlatti:"Üstünde iki parça kumastan yesil elbiseli bir adam yanimdan geçti,
elinde bir nakus (çan) vardi. Ben 'Ey Allah'in kulu!, o nakusu bana satarmisin?' dedim.Ne
yapacagimi sordu. 'Onunla insanlari namaza çagiracagim.' dedim.'sana ondan daha güzel
bir yol göstereyim.' dedi.'Allahü Ekber demelisin.'Bunu dört defa tekrarladi.Sonra da
ikiser defa sehadet kelimelerini okudu." dedi.

Bunun üzerine Peygamber (sav) :"Bu gördügün hak bir rüyadir. Bunu sesi güzel
olan Bilal' e ögret." dedi. Bilal artik her sabah ezani büyük bir sevkle
okuyordu.

Caminin yapimi tamamlanmak üzere idi. Peygamber (sav) bu arada Aise (ra) ile evlendi.

BEDIR SAVASI

"Kendilerine zulmedilmesi dolayisiyla, onlara karsi savas açilma
(mü'minlere savasma) izni verildi. Süphesiz Allah, onlara yardim etmeye güç
yetirendir. Onlar, yalnizca: 'Rabbimiz Allah'tir' demelerinden dolayi, haksiz yere
yurtlarindan sürgün edilip çikarildilar."(Hacc:39-40)


Bu vahiy, Peygamber (sav)'e Medine'ye ulastiktan kisa bir süre sonra indi. Peygamber
buradaki iznin emir anlaminda oldugunu biliyordu. Yahudilerle yapilan anlasmada da, savas
gerekleri belirlenmisti. Baslangiçta sadece Kureyslilerin kervanlarina baskin yapilmakla
yetinildi.

Müslümanlar,Kureys'le savas halindeydiler ve muhacirler bir Kureys kervanini
izliyorlardi. Su anda çok önemli bir karar asamasindaydilar. Çünkü haram aylardan
sonuncusu olan Receb'in son günüydü, fakat saldirmazlarsa yarina kadar Mekke'ye
ulasacaklar, böylece haram bölge ile korunacaklardi. Bir müddet kararsizliktan sonra
saldirmaya karar verdiler.Ganimet Peygamber'e getirilince O, bunu kabul etmedi. Haram
aylarda savasmanin yasak oldugunu söyledi.Bunun üzerine su ayet nazil oldu:

"Sana haram olan ay'i, onda savasmayi sorarlar. De ki: Onda savasmak
büyük (bir günahtir). Allah katinda ise, Allah'in yolundan alikoymak, onu inkar etmek,
Mescid-i Haram'a (ziyaretçilerin girmelerine) engel olmak ve halkini oradan çikarmak
daha büyük (bir günahtir). Fitne ise, katilden beterdir." (Bakara:217)


Peygamber (sav) bu ayeti söyle yorumladi:"Haram aylarda savasmak yine
haramdir, fakat bu durum istisnadir."
O Saban ayinda önemli bir ayet daha nazil
oldu:
"Biz, senin yüzünü çok defa göge dogru, saga sola çevirip- durdugunu
görüyoruz. Simdi elbette seni hosnut olacagin kibleye çevirecegiz. Artik yüzünü
Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursaniz yüzünüzü onun yönüne
çevirin."(Bakara:114)


Böylece kible tayin edilmis oldu.

Peygamber (sav), Muhacir ve Ensardan olusan 305 kisilik bir ordu kurdu.(Bu arada kizi
Rukiyye hasta oldugu için damadi Osman orduya katilmamisti.) MS. 623 yilinin 17 Martinda
(Hicretin 2. yili 17 Ramazan) da iki ordu karsi karsiya geldi.Orduyu düzene soktu ve
elinde bir okla hem onlara moral verdi, hem de saflari düzene soktu. Kureysliler dokuz-on
bin kisi kadardilar.Kat kat fazla olmalarina ragmen Allah'in yardimi görüldü ve
melekler de mü'minlerin yaninda savastilar. Kafirler büyük bir hezimete ugradilar ve
hala sayica çok fazla olan sekiz yüz kisilik ordulari kaçmaktan baska çikar yol
bulamadilar. Savas sonunda alinan esirler de fidye karsiliginda ailelerine geri
verildiler. Savas Bedir Kuyulari'nin yaninda yapildigi için bu ismi aldi.

Bu siralarda Peygamberimiz kizlari Rukiyye'yi kaybetmislerdi. Savastan bir süre
sonra Peygamberimizin en küçük kizlari ve o zaman yirmi yaslarinda olan Hz.
Fatima evlilik yasina gelmisti. Eshabda ona en uygun kisi Ali (ra) 'di ve Fatimayi
istemesi hususunda onu tesvik ettiler. Yapilan sade bir törenle evlendiler.

UHUD SAVASI

Yenilgiyi hazmedemeyen Mekkeli müsrikler bunun intikamini almak için and
içmislerdi. Muhakkak acisini çikaracaklardi.Bunun için üçbin kisilik bir ordu ile
medine'ye dogru yola çikti. Orduda Habisistan'li köle Vahsi de bulunuyordu. Sahibi eger
Hamza'yi öldürürse onu ödüllendirecegini söylemisti. Bu konuda çok ustaydi. Bunu
duyan Ebu Süfyan'in karisi Hind'de Hamza'yi öldürdügünde ona ödül vermeyi vaad
etti. Müslümanlar onlarin bu düsüncelerini ögrenmekte gecikmediler ve her iki taraf
da savas hazirliklarina basladilar. Bu sirada Fatima Hasan adinda bir erkek çocugu
dogurmustu.

Savasin seyri, bir önceki Bedir Savasinda oldugu gibi müslümanlarin lehine
ilerliyordu. Peygamber (sav), okçularina her ne surette olursa olsun asla yerlerinden
arilmamalarini tembihlemisti. Bir ara öyle bir an gelmisti ki müsrikler kaçacak delik
aramaya ve savas meydanini terketmeye basladilar. Okçular, ilk saflardaki arkadaslarinin
ganimet kazanmak için giristikleri çabayi görebiliyorlardi. Bundan dolayi okçular da
savas alanina girmek istediler. Liderleri Peygamber(sav)'in ne olursa olsun yerlerinden
ayrilmamalari gerektigine dair emrini hatirlatti. Fakat onlar dinlemediler. "Savas
bitti ve kâfirler kaçti" dediler.

O zamana kadar Mekke ordusunun süvarileri hiçbir ise yaramamislardi. Fakat Halid o
anda karsida tarafta neler oldugunu farketti ve hemen bütün adamlarini okçularin
bulundugu yere yöneltti. Bu andan itibaren savas müsriklerin lehine döndü. Öyle bir
noktaya gelindi ki, artik kaçan kafirlerden bir kismi da gelip mü'minlere arkadan
saldiriyorlardi. Savas nârâlari birden bire degisti ve Kureyslilerin "Ey Hubel! Ey
Uzza!" sesleri alani doldurdu. Müslümanlar büyük kayip verdiler. Sag kalanlar da
geri çekiliyorlardi. Müslümanlar geriye çekildikçe kalabalik da tepeye dogru
yaklasiyordu. Fakat cansiperâne bir sekilde Peygamber (sav)'i korumaya çalisiyorlardi.

Savasta Peygamberimizin amcasi Hz. Hamza (ra), Vahsi tarafindan sehit edildi. Savastan
sonra Vahsi meydana tekrar gelip Hz.Hamza'nin karnini yarip karacigerini çikarmisti. Bunu
Hind'e götürüp verdi. Karsiliginda da Ganimetlerden Hind'e düsen payin tümünü aldi.
Cigeri eline alan Hind, bir parça isirip, çigneyerek yuttu. Sonra da cesedin yanina
giderek cesedi parçaladi. Diger kadinlari da bu sekilde yapmalari konusunda tesvik
etti.Savasta Peygamber (sav) de yaralandi. Bu savasin müslümanlara biraktigi en önemli
ders, her ne sekilde olursa olsun emirlere itaâtsizligin kazanilmak üzere olan bir
savasi kaybettirecegi gerçegidir.

HENDEK

Hayber'e yerlesen Beni Nadir yahudileri, kaybettikleri topraklari tekrar kazanmaya
kararliydilar. Ümitleri, Kureys'in Peygamber (sav) üzerine düzenleyecegi son ve büyük
saldirida yogunlasiyordu. Islam'in besinci yilinin sonlarina dogru -MS 627'nin baslari- bu
hazirliklar, Huyay ve Hayber'deki diger birkaç yahudi liderinin Mekke'yi ziyaret
etmesiyle karara baglandi. Ebu Süfyan'a "Muhammed'i ortadan kaldirmada
seninleyiz" dediler.

Anlasan taraflar plan hazirlamaya koyuldular. Yahudiler, Medine'den hoslanmayan tüm
Necd kabilelerini ayaklandirma görevini üzerlerine almislardi.Beni Gatafan da onlaar
katilacakti.

Kureys ve müttefikleri toplam dört bin kisiyi buluyordu. Müslümanlar Uhud'da üç
bin kisiydiler, simdi ise sayilari on bini bulmustu. Planlarina uygun yola çiktilar.
Peygamber (sav) durumu haber aldiginda hazirlanmak için sadece bir haftasi kalmisti.
Istisare toplantisi yapip nasil bir strateji izleyeceklerine karar verdiler. Toplantida
Selman-i Farisi'nin önerisi kabul edilmisti. Selman önerisini söyle dile getirmisti:
"Ey Allah'in Rasulü, biz Iran'dayken atlilarin saldirisindan korktugumuzda
etrafimiza hendek kazardik. Simdi de etrafimiza hendek kazalim." Herkes Uhud'daki
stratejiyi tekrarlamak istemedigi için Selman'in önerisini kabul etti. Hendegin yapimi
toplam alti gün sürmüstü.kazilan hendeklerin derinlik ve genisliklerini Selman
biliyordu.yahudiler de anlasmanin bozulmamasi taraftari olduklari için, kazma kürek ve
çapalarini ödünç verdiler. Savas basladiginda müslümanlar soguk ve nemli bir hava ve
kitlikla karsi karsiya gelip daha önce hiç düsünmedikleri kadar büyük bir zayifliga
kapildilar.

Hendegin bitmesine az bir zaman kala Kureys ordusu yaklasmisti. Kadinlar ve çocuklar,
kalelere yerlestirilmisti. Mü'minler de sehrin disinda kamp kurdular.

Ebu Süfyan müsrik ordusunun basindaydi.Düsman da sehir disinda kamp kurmustu,
cesaretleri artti.Bu bir meydan muharebesi olacakti. Kendi sayilari çok fazla oldugu
için onlari rahatlikla yenebilirlerdi. Fakat biraz daha yaklastiklarinda genis ve derin
hendegi görünce sasirdilar. Karsiya geçmeleri imkansizdi. bu yüzden karsilikli ok
yagmuru basladi. Müslümanlarin komsusu, anlasmali olduklari Beni Kurayza yahudileri
onlar yardim etmisti. Müsrikler simdi onlarida kendi taraflarina geçmeleri için ikna
etmeye karar verdiler. Onlarla görüsmeye giden Beni Kurayza Huyay'dan oldum olasi
korkardi. Yaptigi konusmayla Sefleri Ka'b Ibn Esed'i ikna etti. O da anlasma metnini
yirtti. Onlar, Kureys'in zaferinden emindiler ve müslümanlara savas açtilar. Savas hala
karsilikli ok atislariyla devam ediyordu. Günler süren kusatmadan sonra hendegin endar
yerindeki korumalar nöbetlerden yorgun sekildeydiler. Müsrikler bundan yararlanmak
istediler. Üç kisi birikte atlarini sürdüler, tam o sirada Hz. Ali orayi korumak
için geldi ve onlardan Amr'i öldürdü.Müsrikler de hendegin asilabilecegini anlayip
bazi noktalara asker yigdilar.

"Ey iman edenler, Allah'in sizin üzerinizdeki nimetini hatirlayin. Hani size
ordular yönelip gelmisti, böylece biz de onlarin üzerine, bir rüzgar ve sizin
görmediginiz ordular göndermistik." ayetinin müjdesiyle savas Bedir gibi
müslümanlarin zaferiyle sonuçlandi.

Sonra ayni 3000 kisilik Islam ordusu Analsmayi bozmus olan Beni Kurayza yahudilerine
giderek kalelerini kusatti.

APAÇIK BIR ZAFER

Müslümanlar Mekke'ye girmek ve Kabe'yi ziyaret etmek istiyorlar, buna karsilik
Kureysliler bu istegin gerçeklesmesine engel olmaya çalisiyorlardi. Kureysliler
Süheyl'i ve yaninda birkaç kisiyi bir anlasma imzalamak üzere gönderdiler. Peygamber
(sav)'le tartistilar. Sahabe disaridan onlarin sesinin yükselip alçalmasini dinleyerek,
anlasip anlasmadiklarini anlamaya çalisiyordu. Sonunda bir anlasmaya vardilar.
Kureysliler anlasma metnine besmele ve "Allah'in Rasulü" ibaresini
koydurmadilar. Anlasma metni söyle devam etti:

"Onlar on yil boyunca savas yükünü kaldirdilar. Bu süre içinde insanlar
güvenlikte olacak ve birbirlerine saldirmayacaklar. Su sartla ki, velisinin izni olmadan
Kureys'ten Muhammed (sav)'e gelen kisiyi, Muhammed (sav) geri gönderecek; fakat Muhammed
(sav)'le birlikte olanlardan biri Kureys'e siginirsa o geri gönderilmeyecek. Ihanet ve
kaçamak yapilmayacak. Kim Muhammed'in tarafina geçmek isterse geçebilir, kim de
Kureys'in tarafina geçmek isterse geçebilir." Her iki taraf da anlasmayi karsilikli
olarak kabul ettiklerini beyan ettikten sonra, iki kabilenin reisi de imzaladi. Antlasma
su cümlelerle bitiyordu: "Sen, Muhammed, bu yil bizden ayrikacaksin ve biz orada
bulundugumuz sürece Mekke'ye girmeyeceksin. Fakat gelecek yil biz Mekke'den çikacagiz ve
sen arkadaslarinla gireceksin. Orada üç gün kalacaksiniz, yolcu silahlarindan baska
silah tasimayacaksiniz ve kiliçlariniz kininda olacak."

Anlasma müslümanlarin aleyhine görünüyordu. Bu durum müslümanlar arasinda
sikintiya neden oldu. Fakat Peygamber (sav), sabretmeleri gerektigini ve kendilerine
apaçik bir zaferin vadedildigini müjdeleyerek kalblerini teskin etti.

HAYBER

Hayber, yahudilerin yasadigi ve Islâmiyet için büyük bir tehlike teskil eden bir
sehir idi.Çünkü liderleri Gatafan sürekli Kureyslileri onlara karsi kiskirtiyordu ve
Medine'ye düsmandi.Bu yönde bir girisimde bulunulmasi gerekliydi. Çünkü Bir
süre önce gelen bir vahiydeki yakin ve ganimetleri bol zaferin Hayber'in fethi anlamina
geldigine emindi.Böyle bir fetihde, bedevilere görev verilmemeliydi, çünkü vahiy
onlarin maddi kaygilarla sefere katildigini söylüyordu.Bu da müslümanlarin nisbeten
daha az olmasi demekti.

Bu olay duyuldugunda kimse inanamadi. Hayber'in asilmaz bir kale oldugunu herkes
biliyordu.Hayber de buna inanmadi ve müttefiklerine haber vermedi.Ancak haber gelince
sefleri Kinane Gatafan'a giderek dörtbin kisilik asker yardimi aldi.Böylece onbin kisi
oluyorlardi.Müslümanlar ise sadece altiyüz kisiydi.

Bu sirada, Medine halki çok fakirdi. Ve birçogunun ailelerine birakacak bir seyi
yoktu. Peygamber onlara: "Siz gerçekten fakirsiniz. Fakat nefsimi kudret elinde
tutana yemin olsun ki, bir müddet daha yasarsaniz bolluk içinde yasayip
ailelerinizi de bolluk içinde yasatacaksiniz.Bir yigin dirhem ve paraya sahip olacaksiniz
ve bu sizin için hiç de iyi olmayacak."dedi.

Seferde iken orduyu durdurup güzel sesli Ibn el-Ekva (ra)'ya sarkilar söylettirdi ve
kederli bir hava olustu .Sarki sonunda Peygamber ona:"Allah sana rahmet
eylesin."dedi. Bu, onun sehit olacagi anlamina geliyordu.

Sehre gece karanliginda ve çok sessizce yaklasmislardi. Sabah namazini da sessizce
kildilar. Günes yükseldiginde karsilarinda sessiz bir orduyla karsilasan Hayber halki
çok saskindi. "Muhammed ve ordusu" diyerek sehre kaçistilar. Hz. Muhammed
(sav), Allahû Ekber dedi ve zafer dolu bir sesle "Hayber harab oldu."
sözlerini ekledi. Daha sonra Allah'in anlari cezalandirtacagini haber veren bir ayet
okudu.

Hayber'liler surlarinin saglamligina güveniyorlardi. Oysa en zayif noktalari,
birlikten yoksun olmalariydi. Karsilarindaki, küçük ama birlik içindeki orduyla
savasmak onlar için bir sanssizlikti.

Müslümanlar, ilk gün küçük bir grupla en yakin kaleye saldirdilar. Bu bir taktik
idi. Yaralananlar için de kampin gerisinde bulunan kadinlar görev aliyorlardi. Sabirla
hareket ediyorlardi. Fakat alti gün boyunca bir degisiklik olmamisti. Son gece bir casusu
yakalamislar ve o da (ailesine ve mallarina dokunulmamasi karsiliginda) kaleler hakkinda
bilgi vermisti. Ilk önce en az korunan ve güçlü bir savas aletine sahip bir kaley
saldirmalarini önerdi. Ertesi gün müslümanlar kaleyi ele geçirdiler. Kendi savas
aletlerini buraya çikardilar. Böylece diger zayif kaleleri teker teker
düsürdüler."

"Beni Gatafan nerede?" sorusu Hayber'de sikça sorulan bir
soruydu.Gatfanlilar gerçekten yola çikmislardi.Bir günlük yol bitince,
nerden geldigini anlayamadiklari: "Halkiniz! Halkiniz! Halkiniz!" seklindeki
sesi üç kez arka arkaya duydular.Ailelerinin tehlikede olduklarini düsünerek, geri
döndüler. Herseyin yerli yerinde oldugunu gördüler. Bir bakima, Düsmanin yenilmesinde
paylari olamayacak kadar geç kaldiklarini düsünerek ikinci kez yola çikmayi göze
alamadilar.

Hayber'deki en güçlü kalelerden biri Zübeyr Hisari denilen kaleydi. Diger
kalelerden kaçanlarin çogu bu kaleye siginmislardi. Kale üç gün kusatma altinda
tutuldu. Günün sonunda diger kalelerden gelen bir yahudi, onlara kaleyi sonsuza dek
koruyacak kaynak bulundugunu, eger kendisi ve ailesi garanti altina alinirsa bu sirri
onlara açiklamayi teklif etti. Bu sir kalenin altindan su geçiyor olmasiydi.
Müslümanlar bu kaynagi engelleyerek onlari susuz biraktilar. Siddetli bir çarpismadan
sonra kaleyi aldilar.

Son kale Kâmus kalmisti. Bu kale, güçlü ve zengin Kinane ailesine aitti. Yardim
gelmemesi en çok onlari hayal kirikligina ugratmisti. Ondört gün direndiler. Sonra
Peygamber'in Kinane'le konusma istegi üzerine görüsmeye karar verildi.
Görüsmeler sonucunda, yahudilerin Hayber'i ve tüm mallarini müslümanlara birakip
gitmeleri sartiyla onlara ve ailelerine birsey yapilmamasina ve esir alinmamasina karar
verildi. Fakat kisa bir süre sonra hem müslümanlar hem de yahudiler mallarin büyük
kisminin gizlenmis oldugunu farkettiler. Medine'den getirilen o meshur Beni Nadir serveti
nerdeydi ? Peygamber (sav) bunu Kinane'ye sordu. O da mallarinin çogunu sattiklarini ve
mallarinin azaldigini söyledi. Yahudiler onun yalan söyledigini biliyorlardi. Bir
Peygamber karsisinda olduklarina artik inanmislardi ve onun yalan söylediginin
anlasilacagindan korkuyorlardi. Kinane'nin en sevdigi adamlari ona hiçbirsey gizlememesi
için yalvardilar. O ise onlari tersledi. Ertesi gün hazinenin varligi ortaya çikmisti.
Kinane ve ona yardim eden kuzeni ölüm cezasina çarptirildilar. Ailesi de esir alindi.

Bundan sonra diger iki kale kendiliklerinden teslim oldular. Hayber yahudileri toplanip
bir karara vardilar. Çiftçilikten iyi anladiklarini söyleyip hasat parasinin yarisini
vergi olarak verip Hayber'de kalmak isteyeceklerdi. Peygamber bunu kabul etti. O sirada
müslümanlarin Kuzydogudaki zengin vaha olan Fedek'e sefer düzenleyecekleri söylentisi
çikti. Fedek yahudileri Hayber'e uygulanan sartlarla teslim olmak istedikleri haberini
gönderdiler. Böylece Fedek de, savas ypilmadan kazanilmis oldu.

MEKKE'NIN FETHI

Hudeybiye anlasmasina ragmen, Bekr kabilesinden bir grup, Huza'a kabilesi ile
aralarinda varolan kan davasini sürdürüyorlardi. Huza'a kabilesinin Beni Ka'b kolu,
derhal Medine'ye giderek Peygamber'den yardim istediler. Mekke anlasmayi bozmustu.

Bu defa da korktuklari için Ebû Süfyan'i elçi olarak, Peygamber'e gönderdiler.Ebu
Süfyan'in kizi Ümmü Habibe Peygamber'in hanimiydi.Önce onun evine gitti. Fakat kizi
ona iltifat etmedi. Sahabilere gitti. Onlar da ancak Peygamber'in izin verdigi ölçüde
onu himaye edebileceklerini söylediler. Ebu Süfyan en son olarak akrabasi olan
Hz.Ali'nin yanina gitti.O da:"Yaziklar olsun sana Ebu Süfyan. Allah'in Resûlü
senin teklifini geri çevirmeye karar verdi. Hiç kimse onun aleyhinde oldugu bir konu
hakkinda olumlu bir ricada bulunamaz." dedi.

Ebu Süfyan son olarak Mescid'e giderek yüksek sesle "Ben insanlara tek tek
himaye veriyorum.Muhammed'in de beni onaylayacagini umuyorum." dedi. Peygamber
(sav):"Bu senin düsüncen." dedi ve sefer hazirliklarina baslanmasini emretti.
Ebu Süfyan üzüntüyle Mekke'ye geri döndü.Tehlikenin yakinligini gören Kureys, Ebu
Süfyan'i tekrar gönderdi. Tekrar gittigi zaman onlar Mekkeye yaklasmislardi. Ebu Süfayn
anlasmayi yenilemelerini istedi. Peygamber de anlasmayi bozanin onlar oldugunu söyledi ve
onun müslüman olmasini istedi.O da müslüman oldu ve kandi evine siginanlarin
güvenligi konusunda garanti alarak Mekke'ye geri döndü.

Ebu Süfyan, Mekke'ye ulasinca herkesin onun evine gelmesini, ancak bu sekilde
güvencede olacaklarini anlatti. Onlar:"Allah seni kahretsin. Senin evin bizi alir
mi?" dediler. Kalabalik dagilarak kimi kendi evine kimi Mescid'e girdi. Ordu sehirden
fazla uzak olmayan Zu Tuva'da kamp kurdu. Bir sene önce umre için 3 günlük izin
almis ve hiç kimseyle karsilasmamislardi. Simdi de o zamanki gibi bombostu. Ama artik
süre sinirlamasi yoktu.

Peygamber (sav) orduyu düzenledi. Sonra sehre girdi. Kureys'ten sadece Birkaç kisi (
Ikrime, Safvan ve Süheyl), Kureys'ten ve müttefikleri Bekr ve Huday
kabilelerinden küçük bir grup asker toplamislardi.

Dövüsmeye kararliydilar. Müslümanlarin ilk grubu olan Halid'in sehre girmek üzere
yaklastigini görünce onlara saldirdilar. Fakat Halid'le basedemeyeceklerini
anlayarak kaçtilar.

Peygamber geçitten sehre girerken çatisma çoktan sona ermisti. Sehirde ilerlerken
yanindakilere:" Hiç bir eve girmeyecegim." dedi. Amcasinin kizi Ümmü Hani'nin
evine giderek, gusül abdesti aldi ve sekiz rekat namaz kildi.Bir saat kadar da dinlendi.
Sonra kilicini kusanarak Hz.Ebu Bekir ile birlikte Mescid'e gittiler. Kabe'nin güney-dogu
kösesindeki Hacerü'l Esved'e dokundu. Yanindakiler tekbir getirmeye basladilar. Allahu
Ekber sesleri, Kâbe ve tüm Mekke'de yankilaniyordu. Sonra Kâbe'yi tavaf etti. Putlara
yönelerek su ayeti okudu: "Hak geldi, batil yok oldu. Kusku yok, batil yok
olucudur."(Isra:81)


Sonra putlarin hepsini yüz üstü düsürdü ve Kâbe'nin anahtarini Abdu'd Dar
kabilesinden Osman'a verdi. Kâbe'nin önündeyken :"Vadinde duran, kuluna yardim
eden ve kabileleri bir araya getiren Allah'a hamdolsun." dedi. Oradan çikip
Safa tepesine çekildi.Orada daha önce kendisine düsman olup, simdi biat etmek
isteyen kadinli erkekli bir grupla karsilasti. Yüzlerce kisi vardi.

HUNEYN SAVASI VE TAIF KUSATMASI

Peygamber'in (sav), Mekke üzerine yaptigi son ve kesin harekete ragmen Havazin'liler
kuvvetlerini artirmayi durdurmadilar. O'nun Mekke'yi fethetme ve tüm putlari kirma haberi
de onlarin düsüncelerini degistirmeye yetmemisti. Kendi tanriçalari Lat ve bir esi olan
Uzza'nin kirilmasi onlari alarma geçirmisti. Mekke'nin fethinden üç hafta sonra
yaklasik yirmibin kisilik bir ordu topladilar

Peygamber (sav), Mekke'nin basina güvendigi bir adami birakarak, Kuureysli ikibin
kisinin de katilmasiyla kalabaliklasan ordusuyla birlikte yola çikti. Kureyslilerin çogu
Peygamber'e biat etmelerine ragmen, bir kismi hâlâ biat etmemisti. Onlar da Mekke'yi
Havazinlilere karsi korumak için katilmislardi. Henüz müslüman olmamis Safvan'in
verdigi 100 zirh ve silah bir o kadar da deve ile birlikte sefere devam ettiler.

Onlara karsi hazirlanan Havazin kabileleri Sakîf, Nasr, Cüsem ve Sa'd Ibn Bekr idi.
Bu topluluga genç olmasina ragmen, gücü ve yöneticiligiyle ün yapan otuz yaslarinda
olan Nasr'li Malik kumanda ediyordu. Malik, karsi çikilmasina ragmen kadin ve çocuklarin
da ordunun arkasindan getirilmesini emretmisti. Böylelikle askerler daha gayretle
çarpisacaklardi.

Malik, Mekke ordusu hakkinda bilgi almak için iç gözcü göndermisti. Fakat üçü
de çok kisa süre sonra korkudan dizleri titreyerek ve konusamayacak kadar dehset içinde
geri döndüler. Bir tanesi:"Ala atlar üzerinde beyaz adamlar gördük. Ve bir anda
gördügünüz hale geldik."dedi. Bir digeri: "Bunlar dünya insanlari degil,
sema insanlari. Tavsiyemize uyun ve geri çekilin. Çünkü adamlariniz bizim
gördüklerimizi görürlerse bizim gibi olurlar."dedi. Malik:"Utanin. Siz
buradaki en korkak kisilersiniz." diyerek ordunun onlari görüp etkilenmemeleri
için uzak bi yere yerlestirilmelerini emretti. Malik, kendisine yapilan tavsiyeleri
dinlemeyerek, karanlikta, düsman yolu üzerindeki, Huneyn vadisine dogru ilerleme emri
verdi. Ordunun bir kismini düsmanlarin rahatça gözlenebilecegi vadi yataklarina, geri
kalanlari da vadinin tepesindeki yolun üstüne yerlestirdi.

Peygamber (sav) o gece vadinin ucuna yakin yerde kamp kurdu.Sabah namazini kildaiktan
sonra admlarina, sabirli olurlarsa davayi kazanacaklari müjdeleyerek yola çikma emri
verdi. Hava o gün çok puslu oldugu için vadi yatagi hala karanlikti. Ordu vadiye dogru
ilerlemeye devam ederken, Malik'in birden emir vermesiyle Havazin'li süvariler birden ve
vahsice müslümanlara saldirdilar. Arkalarindaki grup da hizla geri çekilmeye basladi.
Peygamber, Ebû Bekir ve yanindakiler ise güvenli bir yere sigindilar. Peygamber yüz
kadar kisiyi yanina toparlayarak, onlari geçide dagitti. Bu sekilde birden bire düsman
saldirisini kontrol altina aldilar.

Düsman yeni bir saldiriya hazirlaniyordu. Peygamber (sav): "Allah'im, senden
va'dini yerine getirmeni istiyorum."diye dua etti. Daha sonra da bir avuç çakil
tasini düsmanin yüzüne dogru firlatti. Ve görünürde hiç bir neden olmamasina ragmen
savasin akisi degisti. Simdi, mü'minlerin biraz önce yasadiklari yenilgiyi düsman
yasiyordu. Düsman büyük bir bozguna ugramisti. Malik önceleri cesurca dögüstü,
sonra sakifilerle birlikte surlarla çevrili Taif'e çekildi.

Savas sonucunda, arka saflardaki kadin ve çocuklar esir alindi. Ganimetler ve esirler
Ci'râne Vadisine gönderildi. Esirler arasinda Peygammber'in süt kizkardesi Seyma da
bulunuyordu. Müslüman olarak kabilesine geri döndü. Peygamber de ordusuyla Taif'e
dogru yola çikti. 20 gün kadar süren kusatmadan sonra, birkaç kisinin müslüman
olmasindan baska birsey elde edememislerdi. Bunun üzerine Peygamber (sav), kusatmanin
kaldirilmasi emrini verdi."Allahim, sen Sakiflilere hidayet ver." diye dua etti.

VEDA HACCI

Peygamber, Medine'de iken Ramazan ayi ortalarinda on gün kadar Mescid'de itikaf etmeyi
adet haline getirmisti. O sene ise yirmi günü itikafta geçirdi. Hicretin onbirinci
senesiydi.O sene Cebrail geldiginde Peygamberimize, Kur'an-i Kerim'i bastan sona iki defa
okudu.Halbuki önceleri bir defa okurdu.Cebrail Nasr sûresini okuduktan sonra:"Ya
Cebrail, ölümümün yaklastigini hissediyorum."dedi.

O sene hacca peygamberin öncülük edecegi duyuruldu.Bu yüzden her yerden insanlar,
Peygamberimizle hac yapabilmek için akin akin gelmeye basladilar.Bu Hac,
yüzyillardir yapilan haclara benzemeyecek, hacilarin tümü tek Allah'a inanan
kimselerden olusacak ve hiçbir putperest Kutsal Ev'i kirletemeyecekti.Ayin sonuna dogru
peygamber, otuzbin kadin ve erkegin basinda Medine'den yola çikti. Ayrilisinin onuncu
gününde Vadi'ye inmeye basladilar.Peygamber Kâbe'yi gördügünde sag elini yukari
dogru açip dua etti:"Allah'im bu evin insanlardan gördügü saygi, lütuf, baglilik
ve rahmeti artir."Mescide girdi, tavaf ettikten sonra Ibrahim makaminda namaz
kildi.Sonra Safa ve Merve arasinda yedi defa gidip geldi.Yanindakiler her gittigi yerde
okudugu dualari ezberlemeye çalisiyorlardi. Peygamber (sav) tüm kabilelere, Veda
Hutbesi'ni verdi.

SEÇIM

Peygamber hacdan döndükten sonra, çesitli karisikliklar yasanmaya baslamisti. Bir
yil önce müslüman olmus Yemameli, Beni Hanife kabilesinden; Müseyleme adli bir kisi
çikmis, kendisinin peygamber oldugunu iddia ediyordu. Bir süre sonra, Müseyleme'nin
kabilesinden iki kisi Peygamberimize gelerek: "Allah'in Resûlü Müseyleme' den
Allah'in Resûlü Muhammed'e selâm üzerine olsun! Otoriteyi seninle paylasma görevi
bana verildi. Dünyanin yarisi bizim diger yarizsi da günahkâr olmalarina ragmen
Kureyslilerin." seklinde yazili mektubu getirdi. Peygamberimiz onlara bu konuda ne
düsündüklerini sordu. Onlar da ayni fikirde olduklarini söyleyince
Resûl:"Vallahi, Eger elçiler öldürülmez diye bir kural olmasaydi, sizin basinizi
keserdim." Sonra Müsyleme'ye hitaben bir mektup yazarak elçilerle gönderdi:"
Allah'in Resûlü Muhammed'den, yalanci peygamber Müsyleme'ye. Selâm, dogru yolda
olanlarin üstüne olsun. Gerçekte yeryüzü Allah'indir, O, kullarindan diledigine onu
miras birakir, isin sonu Allah'tan korkanlarin lehinedir.

Bu surada ortaya çikan yalanci peygamberlerden biri, Beni Esed'in baskani Tuleybe,
digeri de Yemenli Kâb Bin Esved'di.Yemenli bir süre bölgesinde etkili oldu. Fakat bir
süre sonra gurur ve kibiri yüzünden taraftarlari da ona karsi çikip, öldürdüler.
Tuleyhe de en sonunda dize getirilerek Islâm'in en güçlülerinden biri oldu. Müseyleme
de aylar sonra Vahsi'nin attigi bir mizrakla öldü.Bunlar Islamiyet için potansiyel bir
tehlike olusturmustu. Sace isimli bir kadin da, kadin peygamber oldugunu iddia ediyordu.
Fakat Peygamberimiz (sav) bunlarla ugrasmak istemiyor, kuzeydeki Mute yenilgisini
düsünüyordu.Zeyd savasta sehid olmustu.Buna bir karsilik verilmeliydi. Bu yeni ordunun
kumandanligina Zeyd'in oglu Üsame getirildi.

Peygamberimiz sik sik cenneti tasvir ediyordu. Bu yüzden ölümden çok sik
bahsediyordu. Bir gün basi hiç agrimadigi bir sekilde agrimisti. Fakat yine de mescide
gitti. Namazdan sonra minbere çikip son defa yapiyormus gibi Uhut sehitlerine rahmet
diledi. Daha sonra: "Allah'in kullari arasinda bir kul var ki, Allah onu dünya ile
kendisi arasinda bir seçim yapmasi konusunda serbest birakti.O da Allah'i seçti.Bunun
üzerine Ebû Bekir -Peygamberimizin kendisini kasdettigini anlayarak- aglamaya
basladi.Peygamberimiz de aglamamasini söyleyerek "Ey insanlar, insanlar
arasindaarkadasligi il e en lütüfkâr olan kisi Ebû Bekir'dir." Minberden inmeden
önce söyle dedi: "Ben sizden önce gidiyorum ve sahidinizim .Sizinle simdi su
durdugum yerden gördügüm havuzda bulusacagim. Sizin Allah'in yaninda baska ilahlar
edineceginizden korkmuyorum. Sizin iççin bu dünyadan korkuyorum, ola ki dünyevi seyler
için birbirinize rekabet edersiniz."

Mescidden çikinca Aise'nin yanina gitti.Peygamberimizin yüzünde ölümcül
hastaligin izleri görülüyordu. Hastaligi öylesine artmisti ki namazi ancak oturarak
kildirabiliyordu. Bir sonrakinamaz vaktinde oturabilmesine ragmen namazi kildiramayacagini
hissetti. Hanimlarina: "Ebu :Bekir'e namazlarda imamlik etmesini söyleyin."
dedi. Hz.Aise buna karsi çikarak babasinin duygulu bir adam oldugunu, bu isi baskasinin
yapmasinin daha uygun olacagini söyledi. Diger hanimlrinin da Hz.Aise gibi konusmasina
ragmen o, israr ederek namazi Ebu Bekir'in kildirmasini istedi.

Hz.Muhammed, çok aci çekiyordu. Acinin çok agirlastigi bir anda karisi Safiye (ra)
ona: "Ey Allah'in peygamberi, senin çektigini keske ben çekseydim! dedi.

Hicret'in onbirinci yilinin Rebi-ul Evvel ayi Pazartesi günü Peygamber'in atesi
düstü ve çok güçsüz olmasina ragmen Mescid'e gitti. O, gittiginde namaz baslamisti
ve mü'minler öyle sevindiler ki neredeyse namazdan çikacaklardi. Fakat, Resûl-i Ekrem,
devam etmelerini isaret etti.Onlardaki takvayi görerek sevinçle yüzü parladi.Ebû
Bekir onun namaza devam etmesini istedi.Peygamber (sav) ise onun arkasinda namaz kildi.

Mü'minler Peygamber (sav)'in iyilesmis oldugunu düsünüyorlardi. Oysa ki, O,
namazdan sonra odasina çekilmis, güçsüz bir sekilde Aise (ra)'in kucaginda yatmakta
idi. Bir süre kendini kaybetti. Sonra gözlerini açarak:"Cennette bulusmak
üzere." dedi.

"Allah'in kendilerine nimet verdigi Peygamberler, dogrular( ve
dogrulayanlar) sehitler ve salihler beraberdir. Ne iyi arkadastirlar onlar."(Nisa:69)


Sonra, onun tekrar:"Allah'im, cennette bulusmak üzere." dedigini duydu.
Bunlar son kelimeler oldu.

CENAZENIN GÖMÜLMESI VE HILAFET

Ilk olarak Abbas'in dikkatini çeken bazi belirtileri, bir süre sonra digerleri de
farkettiler.Hz.Muhammed vefat etmeden önce, Seferdeki orduya Peygamber'in durumu
iletilmisti. Içinde Ömer'in de bulundugu Ashab' dan bir çok kisi; sehre geldiklerinde
vefatin gerçeklestigini duydular. Ömer (ra) bunu reddetti. Insanlara, O'nun sadece ruhen
yok oldugunu geri gelecegini anlatiyordu. O sirada gelen Hz.Ebu Bekir (ra),:"Yavas ol
Ömer!" dedi.Allah'a hamd ettikten sonra söyle dedi:"Ey insanlar, kim
Muhammed'e tapiyor idiyse - gerçekten Muhammed ölmüstür; kim de Allah'a tapiyor idiyse
-gerçekten Allah diridir ve ölmez." Sonra su ayeti okudu.

" Muhammed yalnizca bir Peygamberdir. Ondan önce nice Peygamberler gelip
geçmistir. Simdi o ölürse ya da öldürülürse siz topuklariniz üzerinde gerisin
geriye mi döneceksiniz? Iki topugu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah'a
kesinlikle zarar veremez. Allah, sükredenleri pek yakinda
ödüllendirecektir."(Âl-i Imran: 144)


Ebu Bekir herkesi sakinlestirmisti. Ömer de Allah'in Resûlünün öldügüne artik
inanmisti.

Islam toplulugunun basina kimin geçecegini tartismak için bir toplanti
düzenlenecekti.Bu toplantida Ebu Bekir, Ömer gibi Ensar ve muhacirler bulunacakti.
Ensar'dan biri konusuyordu. Muhacirleri de biraz övmesine ragmen, Ensar'i överek
göklere çikariyordu. O konusmasini bitirince Hz.Ebû Bekir, kesin bir dille konusmaya
basladi. Ensarin önemini kabul ettigini, fakat Islâm'in Arabistan'da yayildigini
ve araplarin Kureys'ten baska birinin otoritesini kabul etmeyecegini, çünkü tüm
Araplar nezdinde Kureys'in essiz bir yeri oldugunu belirtti. Konusmanin sonunda Ebu Ubeyde
ve Ömer'in ellerinden tutarak, "Iki adamdan birisini öneriyorum. Hangisini
dilerseniz ona biat edin." dedi.Ensardan biri kalkarak iki otoritenin olmasi
gerektiginden bahsetti.Yeni baslayan tartismayi Ömer (ra) su sözlerle durdurdu:" Ey
Ensar, Allah Resûlünün, namazlarda imamlik yapma görevini Ebû Bekir'e verdigini
bilmiyor musunuz?" "Biliyoruz "dediler. " Peki aranizda kim onun
önüne geçmek istiyor?" dedi. "Allah korusun, onun önüne geçemeyiz."
dediler. Bunun üzerine Ömer, Ebû Bekir'in elini tutarak ona biat etti.Sa'd hariç orada
bulunanlar da Ebû Bekir'e biat ettiler.Sa'd hiçbir zaman biat etmedi

Ertesi gün sabah Ebû Bekir namazi kildirmadan evvel minbere oturdu.Ömer ayaga
kalkarak Ebû Bekir!e biat etmleri gerektigini söyleyerek onu söyle
tanimladi:"Sizin en iyiniz, Allah Resûlünün arkadasi; ' Ikisi magarada
oturduklarinda, ikinin ikincisi'(Tevbe:40)
" Tüm cemaât bir agizdan ona
baglilik yemini ettiler.

Ebû Bekir Allah'a hamd ederek söze basladi: "Sizin en iyiniz olmadigim halde,
üzerinize hakim oldum.Dogru yaparsam bana yarddim edin, yanli yaparsam beni dogrultun.Ben
Allah ve Resûlüne itaat ettigim sürece bana itaat edin. Fakat ben onlara itaât
etmezsem siz de bana itaât etmeyin.Namaza kalkin Allah size merhamet eylesin."
Namazdan sonra, Peygamberi (sav) gömmeya hazirlamak gerektigine karar verdiler. Bunun
nasil olacagi konusunda anlasmazliga düstüler.Allah Hz. Ali'ye uyuklama verdi, ve
rüyasinda Resûlallah, ona kendisini elbiseleriyle yikamalarini söyledi. O'nu yikadilar.
O gün vücudu nefes alip vermemesine ragmen,sicaklik ve yumusakligini kaybetmis olmasina
ragmen, hâlâ uykuda imis gibiydi.

Gömülecegi yer konusunda anlasmazliga düstüler.Bazilari onun çocuklarinin yanina
gömülmesi fikrinde idi.Fakat Ebû Bekir onun :"Öldügü yer gömülmeyen hiçbir
peygamber yoktur." dedigini hatirladi. Bunun üzerine mezar,Hz.Aise'nin odasinin
zeminine kazildi.Sonra tüm Medine'liler O'nu ziyaret ederek cenaze namazini kildilar.

"Hiç süphesiz, Allah ve melekleri Peygamber'e salat etmektedirler.Ey iman
edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle selam verin."(Ahzab:56)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
hz. MUHAMMED(S.A.V.)
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Nurefsan :: Güzel Dinimiz İslam :: Peygamberler Tarihi-
Buraya geçin: